İran’ın Britanya gemisine el koymasının ardından Ortadoğu’da savaş tehlikesi artıyor

Jordan Shilton
24 Temmuz 2019

Cuma günü, İran’ın, Hürmüz Boğazı’ndaki bir Britanya petrol tankerine el koymasıyla birlikte, Ortadoğu’da büyük güçleri de kapsayan yıkıcı bir askeri çatışma tehlikesi tırmanmış durumda. Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın, bir Amerikan savaş gemisinin İran’a ait bir insansız hava aracını vurup düşürdüğünü iddia etmesinden ve ABD Hava Kuvvetleri’ni silahlı bir hava refakatçisini bir Amerikan ticaret gemisine eşlik etmek üzere Boğaz’dan geçmeye gönderdiğini duyurmasından bir gün sonra gerçekleşti.

İran Devrim Muhafızları, Cuma günü, uluslararası denizcilik kurallarını ve mevzuatını ihlal ettiği için Stena Impero gemisine el koyduğunu bildirdi. İran medyasına göre, İsveçlilere ait Britanya bayraklı gemi uydu sinyalini kapattı ve Hürmüz Boğazı’ndan geçerken İran’ın yaptığı uyarılara yanıt vermedi. Geminin sahibi, Stena Impero’nun, uluslararası sularda seyir halinde iken küçük teknelerle ve bir helikopterle çevrildiğini ileri sürdü.

Britanya hükümeti, başlangıçta, Britanyalı şirket Norbulk Shipping tarafından işletilen Mesdar adlı ikinci bir gemiye daha el konulduğunu iddia etmişti. Ancak İran devlet medyası, bu geminin, “güvenlik” ihlalleri hakkında uyarılmasının ardından geçmesine izin verildiğini doğruladı.

Britanya gemisi tutuklanmadan önce, aralarında Dini Lider Ayetullah Hamaney ile Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin de bulunduğu üst düzey yetkililer, Britanya’nın bu ayın başında İran’a ait Grace 1 adlı süper tankere Cebelitarık’ta el koymasına misilleme yapacaklarını ilan etmişlerdi. Cuma günü, Cebelitarık Yüksek Mahkemesi, Britanya’nın yaptığı ve geminin Avrupa Birliği (AB) yaptırımlarını ihlal ederek Suriye’ye petrol taşıdığı yönündeki kanıtlanmamış iddialar temelinde, Grace 1’in tutukluğunu 31 Ağustos’a kadar uzattığını duyurmuştu.

Geminin tutukluluğunun uzatılmasının, Cebelitarık Başbakanı Fabian Picardo’nun Londra’da Britanya Başkanı Theresa May ve Dışişleri Bakanı Jeremy Hunt ile görüşmesinden sonra karara bağlanması, kararın kaynağının Cebelitarık değil ama Britanya hükümeti olduğunu açıkça ortaya koyuyordu.

Basra Körfezi’nde büyüyen savaş tehlikesinin başlıca sorumlusu, İran’a karşı provokasyonlarını pervasızca tırmandıran ABD emperyalizmidir. Trump, Mayıs 2018’de, 2015 nükleer anlaşmasından tek taraflı olarak çekildi, yıkıcı ekonomik yaptırımları yeniden uygulamaya koydu ve bölge genelinde bir askeri takviye başlattı. Bu, bölgeye bir uçak gemisinin sevk edilmesini ve savaş olması halinde Ortadoğu’ya 120.000 asker gönderme planları hazırlanmasını kapsamaktadır. Çarşamba günü, Pentagon, Suudi Arabistan’daki bir hava üssüne 500 asker konuşlandırıldığını duyurdu. ABD, söz konusu üsse bir Patriot füze bataryası kurmayı planlıyor.

Washington, bu enerji zengini ve stratejik açıdan yaşamsal bölgede, İran yönetimine, ABD emperyalizminin yağmacı ekonomik ve jeopolitik çıkarlarına tamamen boyun eğdirmeyi amaçlıyor. Amerikan egemen sınıfı, aynı zamanda, Rusya ve Çin başta olmak üzere jeostratejik rakipleri karşısında bölgesel ve küresel egemenliğini pekiştirmeye kararlı.

Geçtiğimiz ay, bölge, İran’ın kendi hava sahasına giren ABD’ye ait insansız bir casus uçağını vurmasının ardından, Trump’ın misilleme olarak İran’ın radar ve hava savunma tesislerine yıkıcı hava saldırıları düzenlemesine 10 dakika kalmasıyla savaşın eşiğine gelmişti. Cuma günü isimlerini açıklamadan CNN’e konuşan Trump’a yakın kaynaklara göre, ABD başkanı, iptal edilen saldırıdan beri Tahran’a yönelik tavrını sertleştirmiş durumda ve artık müzakere yoluyla çözüme varmaktan daha az söz ediyor. Kaynaklar, Trump’ın, yardımcılarına, çatışmanın tırmanması durumunda “gerekli önlemler”i alacağını söylediğini eklediler.

Hem ABD Başkanı Trump hem de Britanya Dışişleri Bakanı Hunt, Stena Impero’ya el konulmasından, İran’a karşı yeni tehditlerde bulunmak için yararlandı. Beyaz Saray’da açıklama yapan Trump, Tahran için “sorundan başka bir şey değil” derken, Hunt, Hürmüz Boğazı’nda gemiye el konulmasının “kabul edilemez” olduğunu söyledi ve İran’ın gemiyi bırakmaması halinde “ciddi sonuçlar” ile karşılaşacağı uyarısında bulundu.

Cuma günü, ABD Dışişleri Bakanlığı, bölgedeki gemilerin “denizcilik özgürlüğü”nü güvence altına almak için bir koalisyon kurmak üzere 100 diplomatın katıldığı bir toplantıya ev sahipliği yaptı. Trump’ın İran özel temsilcisi Brian Hook, toplantıya katılanlara, “denizcilik güvenliği”ni garantiye almak için bir “deniz kuvvetleri koalisyonu” kurma çağrısı yaptı.

Britanya hükümeti de, Cobra olağanüstü güvenlik konseyinde bir toplantı düzenledi. Ordu ve büyük sermaye kesimleri, askeri eylemi savunarak, İran’a karşı askeri takviyeye açıkça onay verdiler. Deniz Kuvvetleri’nin eski komutanı ve İşçi Partili eski bakan Lord West şunları söylüyordu: “Ticari gemilerimizden birine saldırarak durumu tırmandıran onlar; ticari gemilerimizden birine saldırıyorlarsa, hak ettiklerini bulurlar.”

Britanya Deniz Ticaret Odası Başkanı Bob Sanguinetti ise şunları söyledi: “Bu olay bir tırmanmayı temsil ediyor. Ölçülü karşılık çağrısında bulunuyorsak da, bundan sonra ticari gemilerin korunmasının, bölgedeki serbest ticaret akışını güvence altına almak için arttırılmış güvenliğe hazır olması gerektiği açıktır.”

Olaya dahil olan tüm yönetimlerin son derece istikrarsız durumda olması, kanlı bir askeri çatışma tehlikesini daha da büyük hale getiriyor. Hürmüz Boğazı’ndaki son olaylar, Trump’ın siyasi muhaliflerini faşist ifadelerle suçladığı; huzur bozucu sosyalistler hakkında uyarıda bulunduğu ve politikalarını eleştirenleri ABD’ye sadık olmamakla itham ettiği bir haftanın sonunda meydana geliyor. Bu saldırganlık, emekçilerin ezici çoğunluğunun politikalarına karşı çıktığı Trump hükümetinin derin krizini yansıtıyor.

Emekçiler Britanya egemen sınıfından da aynı şekilde nefret ediyorlar. Britanya egemen sınıfı, yaklaşan Brexit ile birlikte barış dönemindeki en büyük stratejik krizi ile karşı karşıya bulunuyor ve şiddetli bir kemer sıkmayla geçen on yılın ardından görülmemiş düzeydeki toplumsal eşitsizlikle bölünmüş bir ülkeyi yönetiyor.

Dahası, Ortadoğu’daki bir çatışma, son yıllarda ticari çatışmaların ve emperyalistler arası rekabetin yükselmesi ile birlikte durmadan derinleşen krizlerle sarsılan küresel kapitalist sistemi daha da istikrarsızlaştıracak. Dünyadaki toplam petrol ihracatının tam beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda Cuma günü yaşanan olaylar, petrol fiyatlarını 50 sent arttırarak varil başına 62,47 dolara yükseltmeye yetti.

İran’ın, Washington ile Londra tarafından gerçekleştirilen aralıksız provokasyonlara misilleme olarak ticari gemilere el koyması, aynı zamanda, Tahran’daki burjuva dini rejimin çaresizliğini yansıtmaktadır. Bu hafta Associated Press’te yayınlanan bir haber, Tahran’daki gıda fiyatlarının son aylarda yüzde 50 ile yüzde 100 arasında arttığını ortaya çıkardı. Eylül 2018 ile Mayıs 2019 arasında et fiyatları üç; un fiyatları ise iki katına çıktı.

ABD yaptırımlarının yıkıcı ekonomik etkisi (şimdiden İran’ın petrol ihracatının günde 2,5 milyon varilden sadece 500.000 varile düşmesine yol açmış durumda), hükümete, bu önlenemeyen enflasyona karşı koymak için hemen hemen hiçbir seçenek bırakmadı. Bu da, İranlı işçiler ve yoksullar arasında Ruhani yönetimine yönelik toplumsal muhalefeti körüklüyor.

Ekonomik yaptırımların kaldırılmasını ve İran’ın petrol ihraç edip, dünya pazarından aşırı ihtiyaç duyulan gıda malzemelerini ve diğer ürünleri ithal etmesini sağlamak üzere emperyalizm ile bir anlaşmaya varmak için her şeyi göze almış olan Tahran yönetimi, pervasızca tepki veriyor. Bir yandan tankerlere el koyarken, aynı anda görüşme başlatmayı teklif ediyor.

Perşembe günü, İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Washington’a önemli bir taviz teklif etti. Birleşmiş Milletler toplantısı için New York’a giden Zarif, Tahran’ın, ABD yaptırımlarında bir yumuşama karşılığında, nükleer tesislerine yönelik sürekli uluslararası denetimlerde çarpıcı bir yoğunlaşmayı kabul edeceğini söyledi. Daha önce, Zarif ve diğer üst düzey yetkililer, Trump tarafından uygulanan yaptırımlar kaldırılmadan İran’ın nükleer programının tartışılmayacağında ısrar ediyordu.

Beklendiği gibi, Trump ve diğer ABD’li yetkililer, İran’a yönelik baskının arttırılacağını açıklamadan önce, Zarif’in teklifini hemen reddettiler. Perşembe günü, ABD Hazine Bakanlığı, İran’a nükleer programı için malzeme temin etmekte yardımcı olduğunu iddia ettiği bir dizi şirketi kara listeye aldığını duyurdu.

ABD Merkez Komutanlığı Sözcüsü Yarbay Earl Brown, Stena Impero’ya el konulmasının ardından, Hürmüz Boğazı üzerindeki hava devriyelerinin arttırıldığını doğruladı. Brown, ABD Donanması’nın, güvenliklerini sağlamak için, bölgeden geçen gemilerle temas halinde olduğunu ekledi.

Emperyalist egemen seçkinler, işçi sınıfından gizli bir şekilde, bölgede ve başka yerlerde milyonlarca yaşamı tehlikeye sokarak, İran ile yıkıcı bir askeri çatışma başlatma hazırlıklarında ileri aşamalarda bulunuyorlar. “Denizcilik güvenliği” bahanesiyle, ABD’ye ve Avrupalı müttefiklerine ait savaş gemilerinden oluşan bir filo, uçaklar ve askerler, zaten büyük güç çatışmalarıyla dolu olan bir bölgede tetiğin üzerine yerleştirilecekler.

Şu andaki acil görev, egemen sınıfın savaş komplosuna ve bunun kaynağı olan kapitalist kar sistemine karşı koymak üzere işçi sınıfının önderliğinde savaş karşıtı küresel bir hareketin inşa edilmesidir. ABD’deki ve Avrupa’daki emekçileri, İran’daki ve Ortadoğu’daki emekçiler ile birlikte emperyalist savaşa karşı küresel bir ortak mücadelede, yalnızca enternayonalist sosyalist bir perspektif birleştirebilir.