Ebu Bekir El Bağdadi ve Irak’ın unutulan tarihi

30 Ekim 2019

ABD Başkanı Donald Trump, Pazar sabahı, bir Amerikan başkanından daha önce duyulmadık bir kana susamışlık ve vahşilikle, Ebu Bekir El Bağdadi’nin öldürüldüğünü duyurdu.

“Bir köpek gibi öldü… inliyor, çığlık atıyor ve ağlıyordu,” diyen Trump, ABD Ordusu’nun yaptığı baskının canlı izlediği görüntüleri için, “gerçekten görülecek şaşırtıcı bir şeydi… sanki bir film izliyormuşsunuz gibi,” diye ekliyordu. Beyaz Saray’a göre, bu görüntülere Bağdadi’nin üç çocuğuyla birlikte kendini havaya uçurması da dahildi.

Sözüm ona “özgür dünyanın önderi” olan başkan, neredeyse misillemeler kışkırtmak üzere hesaplanmış bir dille konuşarak, sıradan bir haydut gibi, Bağdadi’nin cesedinden şeytanca bir zevk duyuyordu.

Ebu Bekir El Bağdadi’nin canavarca suçlar işlediğine kuşku yok. Önderliğini yaptığı örgüt binlerce insanı öldürdü. Fakat medya ve siyaset kurumu içinde, onu yaratan koşullar konusunda tam bir sessizlik söz konusu. Trump’ın suikast operasyonunun alkışlanması, genel çizgidir. Ancak bu yalnızca, yönetimin askerleri Suriye’den ya da Ortadoğu’dan çekmesinin ya da ABD ordu-istihbarat aygıtını eleştirmenin yanlış olduğunu göstermek için yapılmaktadır.

Bu görüş, New York Times (NYT) tarafından sergilendi. NYT muhabiri David Sanger, Pazartesi günü, gazetenin baş sayfasında, baskın “üç geleneksel Amerikan gücünün değerini doğruladı: dayanıklı ittifaklar, istihbarat kurumlarına güven ve askeri gücün dünya geneline yansıtılması,” diye yazdı.

Sanger, baskının sonucu, diye yazıyordu, “[Trump’ın] ABD’nin Suriye’deki askeri varlığını azaltma baskısının bilgeliği hakkında duyulan kuşkuları gidermeye çok az katkı yaptı.”

Demokratik Parti adına konuşan NYT, dünyaya, ABD’nin Irak’taki ve geniş Ortadoğu’daki emperyalist harekatlarının gerçek ve kanlı tarihini unutturmak istemektedir ve IŞİD’i de ortaya çıkaran bu tarihten örtülü bir şekilde “ABD askeri gücünün yansıtılması” diye söz etmektedir. Bağdadi’ye gelince; ister bir ABD düşmanı, ister bir CIA varlığı, isterse de ikisi birden olsun, bir şey kesindir: o, ABD hükümetinin kırk yıla uzanan canice eylemlerinin bir yan ürünüdür.

Bağdadi, 1971’de, Irak’ta bulunan Samara yakınlarında doğdu. İlk gençlik yılları sırasında, ABD tarafından desteklenen Irak, İran’la, milyonlarca yaşama mal olan ve her iki ülkeyi de sarsıntıya uğramış hale getiren bir savaş yürütüyordu.

ABD’nin birinci Bush yönetimi altında Irak’ı istila edip 100.000’den fazla Iraklının katledildiği bir askeri saldırı düzenlediği 1991’de, yirmi yaşındaydı. Bunu, Clinton yönetimi döneminde, tahminen 500.000 çocuğu öldüren on yıllık bir ticari ve ekonomik yaptırımlar takip etti.

Daha sonra, ikinci Bush yönetiminin 2003’te başlattığı istila geldi. Büyük ölçüde savunmasız bir ülkeyi petrol rezervleri için yağmalamayı amaçlayan ve apaçık yalanlara dayanan bu savaş, tüm medyayı ve Demokratik Parti’yi içine çekti. Amerika Birleşik Devletleri, bütün dünyanın gözleri önünde, sorumlularının savaş suçları mahkemelerine çıkarılması gereken bir saldırı savaşı düzenledi.

Irak’a yönelik istila ve işgal, WSWS tarafından bir “toplum kırımı”, yani bütün bir topluma yönelik cinayet olarak tanımlanan bir ölçekte ölüme ve yıkıma neden oldu. Bir zamanlar Ortadoğu’daki en ileri ve gelişmiş ülkelerden biri olan Irak, ABD istilası eliyle paramparça edildi. Bir milyondan fazla insan öldürülürken, milyonlarcası da sığınmacı hale getirildi.

2004’te, Bağdadi, Amerika askerlerinin dehşet verici toplu işkenceleri ve tecavüzleri ile ünlü Ebu Garip hapishanesinde tutuluyordu. Ardından, ABD Savunma Bakanlığı tarafından serbest bırakılmadan önce, Irak’ın güneyindeki Bucca Kampı’nda yaklaşık beş yıl hapis yattı.

2007’de, gazeteci Seymour Hersh, ABD dış politikasında bir “yeniden yönlendirme” olduğunu ifade ediyor ve şunları belirtiyordu: “Bush yönetimi, ezici çoğunluğu Şii olan İran’ın altını oymak için, fiilen, Ortadoğu’daki önceliklerini yeniden şekillendirmeye karar verdi… ABD, İran’ı ve müttefiki Suriye’yi hedef alan gizli operasyonlarda da yer aldı. Bu faaliyetlerin bir yan ürünü, El Kaide’ye sempati duyan Sünni aşırılık yanlısı grupların desteklenmesi oldu.”

Büyük ölçüde Obama tarafından yönlendirilen daha sonraki ABD destekli Suriye “devrimi”, bu “yeniden yönlendirme”nin ürünüydü. Bu süreçte, ABD, birçoğu El Kaide ile sıkı bağları bulunan İslamcı güçlere silah ve para akıttı.

2013’te, Bağdadi, “Irak ve Şam İslam Devleti”nin kurulduğunu ve El Nusra Cephesi’nin (El Kaide) yabancı savaşçılarının büyük kısmının yönetimini ele geçirdiğini ilan etti. NYT, Nusra’nın, ABD hükümetinin Esad yönetimini devirme çabalarında “başrolü” oynadığını bildiriyordu.

NYT, ABD’yi, bu El Kaide bağlantılı grubu açıkça reddetmeye karşı uyarıyor ve şöyle yazıyordu: “bu [tavır], ABD’yi, desteklemeyi amaçladığı ayaklanmadaki en iyi savaşçıların bir kısmıyla karşı karşıya getirir.” Gazete, birçok “Suriyeli asi… ona yakın bir şekilde çalışıyor ve hayranlık duyuyor,” diye belirtiyordu.

Bu tarihin hiçbir bölümü, New York Times’ın, Washington Post’un ya da televizyon haberlerinin yorumlarında yer almadı.

Medya ve Demokratik Parti, Trump’a yönelik tüm muhalefeti savaşa destek biçiminde gösterme çabalarının parçası olarak, ABD’nin işlediği korkunç suçlarından hiçbir şekilde hesap sorulmamasını istemektedir. Onlar, milyonlarca ölüyü, işkence fotoğraflarını ve savaş suçlarının kanıtlarını hafızalardan silip yok etmek istiyorlar.

2003’te, ABD’de ve bütün dünyada milyonlarca insan Irak savaşına karşı yürüyüş yaptı. Bunlar, insanlık tarihinde küresel ölçekte koordine edilmiş en büyük gösterilerdi. Fakat bu gösteriler Demokratik Parti’ye tabi kılınarak bastırıldı. Bu parti, on altı yıl sonra, ABD’nin Ortadoğu’daki askeri müdahalesinin en kararlı savunucusu olarak ortaya çıkmıştır.

Medya, Bağdadi’nin öldürülmesine verdiği tepkide, Bin Ladin’in öldürülmesinde olduğu gibi, en ilkel ve gerici içgüdülere sesleniyor ve bunları kışkırtmaya çalışıyor. Eğer hedeflerine ulaşırlarsa, daha fazla kan dökmenin ve şiddetin vesilesi olacaklar.

ABD’nin Irak’taki emperyalist şiddetinin gerçek tarihi işçi sınıfı tarafından unutulmayacağı gibi, bugünkü ve gelecekteki suçlara da sessiz kalınmayacak. Savaşa yönelik derin ve kalıcı düşmanlık, güçlü bir hareketle emperyalist barbarlığı ortadan kaldırıp sorumlulardan hesap sormak için sınıf mücadelesinin yükselişiyle birleştirilmelidir.

Andre Damon