David North, Lev Troçki’yi Savunurken’in Türkçe basımını İstanbul Kitap Fuarı’nda sundu

Muhabirlerimizden
12 Kasım 2019

Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin Uluslararası Yayın Kurulu Başkanı ve ABD’deki Sosyalist Eşitlik Partisi’nin Ulusal Başkanı David North, Pazar günü, Tüyap Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’ndaki dinleyicilerine video konferans yoluyla seslendi.

North, Mehring Yayıncılık’tan kısa süre önce yayımlanan Lev Troçki’yi Savunurken adlı kitabının Türkçe basımını takdim etti. Mehring Yayıncılık, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) beş eserini daha yayımlayarak kitap fuarına katılmıştı. Bunlar, David North’un Lev Troçki’yi Savunurken ve Rus Devrimi ve Tamamlanmamış Yirminci Yüzyıl eserlerinin yanı sıra, DEUK’un Rus Devrimi’ni Neden İncelemeliyiz?; Christoph Vandreier’in Neden Geri Döndüler? ve Peter Schwarz’ın 1968: Fransa’da Genel Grev ve Öğrenci İsyanı adlı eserlerdi.

North’un canlı olarak Türkçeye çevrilen konuşmasının tamamını aşağıda yayımlıyoruz. Konuşmasının ardından North, İstanbul’daki dinleyicilerden gelen sorulara doğrudan yanıt verdi. Dinleyiciler, North’a, diğer soruların yanı sıra, geç kapitalist gelişmeye sahip ülkelerle ilgili olarak Troçkist hareketin perspektifi ve ABD işçi sınıfı içinde sosyalizm mücadelesinin nasıl yürütülmesi gerektiği hakkında sorular yöneltti.

Kitap fuarının girişinde David North’un etkinliğinin duyurusu

North, ikinci soruya verdiği yanıtta, “dünya kapitalizminin krizinin merkezinin Amerika Birleşik Devletleri olduğunu anlamadan, günümüzdeki dünya durumuna ilişkin gerçekçi bir kavrayışa sahip olmanın” ya da “herhangi bir ülkede devrimci bir strateji geliştirmenin” olanaksız olduğunu açıkladı. Amerikan işçi sınıfı “potansiyel olarak devasa bir devrimci güçtür,” diyen North, ABD’nin geçtiğimiz otuz yıldaki askeri saldırganlık patlamasının altında Amerikan emperyalizminin krizinin yattığını belirtirek sözlerini şöyle sürdürdü: “Irak’ın istila edilmesi; Libya’da, Suriye’de, Ortadoğu genelindeki kanlı müdahaleler; İran’a yönelik tehditler; ardı ardına ülkeleri istikrarsızlaştırma yönündeki sonu gelmeyen girişimler; tüm bunlar, onun ekonomik gerilemesini pervasızca ve durmadan daha acımasız bir şekilde askeri güç kullanarak dengeleme biçimindeki tehlikeli girişiminden kaynaklanıyor.”

North, Amerikan işçilerinin ve gençlerinin artan siyasi radikalleşme ve toplumsal mücadele işaretlerine ve sosyalizme giderek artan desteğe dikkat çekerek şunları söyledi: “Amerika Birleşik Devletleri’ndeki devrimciler olarak, sorumluluğumuzun şu olduğuna inanıyoruz: milliyetçiliğin zararlı etkisine karşı mücadele etmek ve Amerikalı işçilere, diğer ülkelerin işçi sınıfını kendi kardeşleri olarak görmeleri, bütün dünyadaki işçilerin ve gençlerin ilerici mücadelelerini sahiplenip desteklemeleri ve bunları kendi mücadeleleri olarak görmeleri gerektiğini anlatmak.”

“Günümüz dünyasında devrimci hareketin birbirine bağlı mücadelelerden oluştuğuna inanıyoruz. Yalıtılmış bir ada konumunda olan hiçbir ülke yok. Ekonomi küreselleşti. Politika küreselleşti. Sınıf mücadelesi küreselleşti. Bugün sosyalizmin geleceğinden duyduğumuz iyimserliğin devasa kaynağı, dünya sosyalist devrimi kavrayışının muazzam bir güncellik kazanıyor olmasıdır. Bugün sizlere bu teknolojiyi kullanarak seslenebiliyor olmam, uluslararası işçi sınıfının Troçkist, Marksist teori temelinde birleşmesi için var olan potansiyeli göstermektedir.”

****

David North’un Lev Troçki’yi Savunurken kitabını sunuş konuşması

Lev Troçki’yi Savunurken adlı kitabımı İstanbul Kitap Fuarı’nda sunma fırsatına sahip olmaktan onur duyuyorum. Bu etkinlik tarih yüklü. Troçki, bundan doksan yıl önce, Şubat 1929’da, siyasi bir sürgün olarak İstanbul’a gelmişti. 1923’ten beri Sol Muhalefet’in önderi olarak Rusya Komünist Partisi’nin, Üçüncü Enternasyonal’in ve Stalin’in önderlik ettiği Sovyet rejiminin bürokratik yozlaşmasına karşı verdiği siyasi mücadeleden vazgeçmediği için sürgün edilmişti. Troçki’nin Türkiye’de büyük kısmını Büyükada’da (Prinkipo) geçirdiği dört yıllık sürgün dönemi, onun olağanüstü yaşamının en önemli ve üretken yılları arasındaydı. Troçki, 1929 ile 1933 yılları arasında, iki yazınsal başyapıtını üretti: Bunlar, otobiyografisi Hayatım ve üç ciltlik anıtsal eseri Rus Devrimi’nin Tarihi idi.

Fakat bu eserler, onun tüm siyasi faaliyet alanını kapsamıyordu. Berlin’den 1.700 kilometre uzaktaki bir adada fiziksel tecrit durumuna rağmen, Troçki’nin Almanya’daki siyasi krize ilişkin çözümlemesi ve işçi sınıfını durmadan artan Nazizm tehdidine karşı uyandırma çabaları, yalnızca onun döneminde benzersiz değildi. Bunlar, hâlâ, faşizmin yeniden canlanmasına karşı günümüzdeki mücadelenin teorik ve stratejik temeli olmayı sürdürüyor. Hitler’in Ocak 1933’teki zaferine yol açan Stalinist ihanetin ardından Troçki, Dördüncü Enternasyonal’in inşa edilmesi çağrısını da Türkiye’deki sürgününün son ayları sırasında yapmıştı.

Temmuz 1933’te Türkiye’den ayrılan Troçki, Fransa’da, Norveç’te ve en sonunda Meksika’da sürgün olarak devam eden yaşamının geri kalan yılları sırasında, Dördüncü Enternasyonal uğruna mücadele etti. Bu mücadele Troçki’nin çalışmasının merkezi odak noktası oldu. Bu tarihi projeye boyun eğmez bir şekilde yoğunlaşmasının altında yatan siyasi perspektif, Troçki’nin, Dördüncü Enternasyonal’in Eylül 1938’deki kuruluş kongresi için hazırladığı programatik dokümanın açılış cümlesinde kısa ve öz bir şekilde açıklanmıştı: “Bir bütün olarak dünya siyasi durumu, en çok, proletaryanın tarihsel önderlik krizi eliyle nitelenmektedir.”

Troçki, dünya kapitalist sisteminin bir krizle kuşatıldığını açıklıyor ve şunları belirtiyordu:

“İnsanlığın üretici güçleri durgunluk içinde. Şimdiden, yeni icatlar ve gelişmeler, maddi zenginliğin düzeyini arttırmakta başarısız oluyor. Tüm kapitalist sistemin toplumsal kriz koşullarındaki konjonktürel krizleri, kitlelere, gitgide daha ağır yoksunluklar ve acılar yüklüyor. Giderek artan işsizlik ise, devletin mali krizini derinleştiriyor ve istikrarsız parasal sistemlerin altını oyuyor. Hem demokratik hem faşist rejimler, bir iflastan diğerine yuvarlanıyor.”

Troçki, insanlığın karşı karşıya olduğu alternatifleri en yalın ve en keskin ifadelerle dile getirmişti: “Bir sonraki tarihsel dönemde, bir sosyalist devrimin olmaması durumunda, tüm insanlık kültürünü bir felaket tehdit etmektedir.” Peki, sosyalizmin zaferi nasıl güvence altına alınacaktı? Sosyalizmin nesnel potansiyeli nasıl gerçeğe dönüştürülecekti? Bu, işçi sınıfının zaferi için olmazsa olmaz öznel koşulların yaratılmasını; yani Sosyalist Devrimin Dünya Partisi’nin inşa edilmesini gerektiriyordu. Troçki, “İnsanlığın tarihsel krizi, devrimci önderliğin krizine indirgenmiştir,” diye yazdı.

Bugün sunulan Lev Troçki’yi Savunurken kitabının ortaya çıktığı siyasi bağlamı anlamak için, bu tarihsel arka planı sunmak gereklidir. Troçki, Ağustos 1940’ta, Sovyet gizli polisi GPU’nun bir ajanı tarafından öldürüldü. Troçki’nin ölümü, 1917 Ekim Devrimi’nin zaferini güvence altına almış olan bütün bir Marksist aydın ve işçi kuşağına karşı Stalin ve suç ortakları tarafından başlatılan Büyük Terör’ün siyasi doruk noktasıydı.

Söz konusu Terör, devasa ve neredeyse ölçüsüz boyutlarda bir tarihsel tahrifat kampanyası ile hazırlanmış ve onun ardından gelmişti. Bürokratik rejimi siyasi olarak meşrulaştırmak, bu rejimin Ekim Devrimi’nin ilkelerine ihanet etmesini gerekçelendirmek ve işçi sınıfına yönelik ihanetlerinin üzerini örtmek için, Stalin, Rus Devrimi’nin tarihini her açıdan tahrif etmek ve Marksizmi –sosyalist devrimin teorik temeli olarak sözde tanıma dışında– çarpıtmak zorunda kaldı.

Stalin’in Tarihsel Tahrifat Okulu’nun başlıca hedefi, Troçki’ydi. Troçki’nin Ekim Devrimi’ndeki yerine yönelik saldırıya, iki temel husus yön veriyordu. Bunlardan ilki, Troçki’nin 1917 Ekim Devrimi’ne ve 1918-21 İç Savaşı’nda karşıdevrimin yenilgiye uğratılmasına yaptığı pratik katkıya ilişkin doğru bir anlatımın, Stalinist bürokrasinin siyasi iktidarı gasp etmesini meşrulaştırması için gereken anlatıyla uyumsuz olmasıydı.

İkincisi ise, Troçki’nin sürekli devrim teorisi, Lenin’in 1924’te ölmesinin ardından Stalin tarafından ileri sürülen gerici ulusalcı “tek ülkede sosyalizm” teorisi ile taban tabana zıttı. Sürekli devrim teorisi, Bolşeviklerin Ekim 1917’de iktidarı ele geçirmesinin stratejik temelini ve yeni Sovyet rejiminin ileri sürdüğü enternasyonalist dünya sosyalist devrimi perspektifini sağlamış olan teoriydi.

İşte bu yüzden, Stalinist rejimin ve tüm dünyada ona bağlı partilerin bütün siyasal ve ideolojik meşruiyeti, Troçki’nin fikirlerine ve yaptıklarına yönelik tahrifatın sürdürülmesine bağlıydı. Stalin’in Mart 1953’te ölmesinden sonra bile, halefleri, Troçki’ye ve Troçkizme suçlu muamelesi yapmak için kullanılmış olan yalanları reddedemediler. Nikita Kruşçev, Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin Şubat 1956’da düzenlenen Yirminci Kongresi’nde yaptığı “Gizli Konuşma”sında Stalin’in suçlarını açığa vururken, Troçki’nin Sovyetler Birliği tarihindeki gerçek rolünün herhangi bir şekilde kabul edilmesini dışlamıştı. Troçkizm karşıtı yalanlar mabedi dokunulmadan kalmayı sürdürdü.

Mihail Gorbaçov 1985’te iktidara gelip Glasnost (“Açıklık”) politikasını başlattığında, Troçki’nin öldürülmesinin üzerinden 45 yıl geçmişti. Bürokrasi, Moskova Duruşmaları’nın canice karakterini ve Stalinist rejimin Troçkistlere yönelik öldürücü zulmünü inkar edilemez bir şekilde kanıtlayan belge yığınlarını içeren devlet arşivlerine erişim izni verdi. Fakat Gorbaçov rejimi yine de Troçki’nin itibarını iade etmeyi reddetti.

1920’lerden beri Stalinist bürokrasi, Troçki’yi, Sovyetler Birliği’nin yıkılması peşinde koşan emperyalizmin bir ajanı olarak damgalamıştı. Gorbaçov, Kasım 1987’de, Troçki’yi, “her zaman bocalayıp ihanet içinde olan ve kendisini fazlasıyla garanti altına almış bir siyasetçi” olmakla suçluyor ve “Leninizmi ideolojik bir mücadelede müdafaa ederek korumuştur,” dediği Stalin’i övüyordu. Sovyet Komünist Partisi’nin sinik ve ikiyüzlü genel sekreterinin Troçki’ye ve Troçkizme yönelik bu kirli saldırısı, onun tam da piyasa yanlısı Perestroyka (“Yeniden Yapılanma”) politikasını uygulamaya koyduğu ve kapitalizmin restorasyonunun ve Sovyetler Birliği’nin tasfiyesinin önünü açtığı sırada yapılıyordu.

Sovyetler Birliği’nin dağıtılması, Troçki’nin Stalinizme karşı mücadelesinin doğruluğunu o kadar eksiksiz bir şekilde kanıtlamıştı ki şunları beklemek çok akla uygun olacaktı: Sovyet bürokrasinin yalanları sonunda tarihin çöp tenekesine gönderilecekti; Troçki’nin Sovyet ve dünya tarihindeki yerine ilişkin yeni ve doğru bir değerlendirme yapılabilecekti ve Troçki’nin Marksizmi ve sosyalizmi Stalinizmin çarpıtmalarından kurtarma mücadelesinin siyasi ileri görüşlülüğü ve ahlaki itibarı nihayet açık sözlü bir şekilde ve cömertçe kabul edilecekti.

Ancak böyle bir şey gerçekleşmedi. SSCB’nin sonunu, Troçki’ye ve Troçkizme karşı hemen yeni bir uluslararası kampanya takip etti. Sovyet Sonrası Tarihsel Tahrifat Okulu, Stalinist bürokrasinin eski yalanlarını Batı’daki sağcı tarihçilerin Soğuk Savaş döneminin geleneksel komünizm karşıtı anlatısıyla karıştırıp birleştiren eserler üreterek, hızlı bir şekilde ortaya çıktı.

Tarih öğretimi, bırakın ahlaki bir boşluğu, siyasi bir boşlukta gerçekleşmez. Sovyetler Birliği’nin dağıtılmasını takip eden siyasi olarak gerici ve entelektüel olarak morali bozuk ortamda, başarılı bir akademik kariyer arayışı, tarihsel gerçeği savunmaya baskın çıktı. Sovyet Sonrası Tarihsel Tahrifat Okulu, çok sayıda kişiyi kendine çekti. Troçki’nin son derece doğru bir şekilde söylemiş olduğu gibi, entelektüel bir geriye gidiş döneminde, siyasi gericiliğin gücü yalnızca ele geçirmekle kalmaz; ikna da eder.

Fakat şu sorular olduğu gibi kalıyor: Sovyet Sonrası Tarihsel Tahrifat Okulu hangi siyasi ihtiyaca hizmet ediyordu? Sovyet tarihi ve Lev Troçki’nin rolü hakkındaki yalanlara özel olarak neden gerek duyuluyordu? Sovyetler Birliği’nin dağılması, Marksizmi, Bolşevizmi ve sosyalist devrim perspektifini gözden düşürüp çürütmemiş miydi? “Tarihin Sonu” gelmemiş miydi?

Ekim Devrimi’nin ve tüm sosyalist projenin başarısızlığa mahkum olduğu iddiası temel bir varsayıma dayanıyordu. Bu varsayıma göre, SSCB’nin 1991’de dağıtılması, kaçınılmaz olarak 1917 Devrimi’nden kaynaklanmıştı. Ya da bu savı biraz daha farklı bir şekilde ifade edecek olursak, Stalinizm, Marksizmin ve Bolşevizmin kaçınılmaz ürünüydü. Stalinist rejime bir alternatif yoktu.

Ancak Troçki’nin ve Sol Muhalefet’in mücadelesi, Stalinizme bir alternatif olmadığı savını tarihsel olarak çürütmektedir.

Troçkist muhalefetin tarihsel ve siyasi olası sonuçlarını dürüst bir şekilde ele almaktan –yani, Sol Muhalefet’in Stalinistler karşısında zafer kazanmasının Sovyetler Birliği’ni ve dünya sosyalist hareketini çok farklı ve ilerici (devrimci sosyalist) bir yörüngeye sokacağını itiraf etmekten– aciz olan gericiler, ileri sürdükleri iddialardaki çelişkileri, boşlukları ve kusurları gizlemek için yalanlara ihtiyaç duyuyorlardı.

Yaptıkları tahrifat çeşitli biçimler aldı. Kimileri, Sovyetler Birliği’ndeki Troçkist muhalefetin önemsiz olduğunu ve Stalin’e yönelik hiçbir tehdit doğurmadığını iddia ettiler. Bazıları, Troçki’nin Stalin ile olan farklılıklarının özel bir öneme sahip olmadığını ve çatışmanın sadece iki hırslı adam arasındaki bir iktidar mücadelesinden ibaret olduğunu savundular. Diğerleri ise, Troçki’nin iktidarda kalması durumunda Stalin’den bile kötü olacağını ileri sürdüler.

Doğu Avrupa’daki ve Sovyetler Birliği’ndeki Stalinist rejimlerin dağılması, egemen seçkinler içinde baş döndürücü bir zafer sarhoşluğuna sebep oldu. Nihayet sosyalizm hayaletinin hakkından gelinmişti. Fakat yıllar geçer ve yirminci yüzyıl yerini yirmi birinci yüzyıla bırakırken, uluslararası jeopolitik gerilimlerin, iç siyasi krizlerin, küresel ekonomik istikrarsızlığın ve büyüyen toplumsal hoşnutsuzluğun açık işaretlerinin varlığını sürdürmesi, burjuva akademik çevrelerde kapitalizmin zaferinin kesinliği hakkında kuşkular doğurdu.

Sosyalizmin yeniden ortaya çıkıp, işçi sınıfı içinde kitlesel bir taban elde etme tehlikesi yok muydu? Ama bu hangi biçimde olacaktı? Stalinizmin itibarını kaybetmiş dogmalarından başka hangi sosyalizm görüşü işçi sınıfına ve gençliğe ilham vermek üzere ortaya çıkabilirdi?

İşte bu yeni, büyüyen belirsizlik atmosferinde, Lev Troçki’nin hayaleti egemen seçkinlere musallat olmaya başladı. Onlar, yarım yüzyıl önce Isaac Deutscher’in üç ciltlik anıtsal Lev Troçki biyografilerinin –Silahlı Peygamber, Silahsız Peygamber ve Kovulan Peygamber– yayımlanmasının, 1960’larda radikalleşen gençlik kuşağı üzerinde yarattığı devasa siyasi ve entelektüel etkiyi hatırladılar. Troçki’nin dünya sosyalist devrimi görüşünün çağdaş yirmi birinci yüzyıl kapitalizminin derinleşen krizi eliyle radikalleşen işçilere ve gençlere ilham vermesi olası değildi miydi?

Bu korku, yeni bir sahte tarih türünün doğmasına neden oldu. Emperyalist stratejistler tarafından benimsenen önleyici savaş doktrini, akademik karşılığını, en iyi şekilde önleyici biyografiler olarak tanımlanabilecek olan eserlerin yazılmasında buldu. Bu, tarihsel bir kişiliği itibarsızlaştırmak için biyografik formatın entelektüel olarak yozlaşmış ve dürüst olmayan bir şekilde kullanılmasını da içeriyordu.

Britanyalı üç tarihçi –Profesör Geoffrey Swain, Profesör Ian Thatcher ve Profesör Robert Service– tarafından yazılan ve 2003 ile 2009 yılları arasında yayımlanan Troçki biyografilerinin amacı tam olarak buydu. Lev Troçki’yi Savunurken’in İngilizce ilk basımına girişte yazdığım gibi, “bu biyografiler tarihi kayıtların alaya alınmasıdır. Bu eserlerden hiçbirisi ciddi akademisyenliğin standartlarına uymamaktadır. Bu berbat ve affedilemez eksiklik bu kitapların temel amacından kaynaklanmaktadır: Troçki’yi tarihi bir figür olarak tamamen itibarsızlaştırmak.”

Bu kötü niyetli sahte biyografilere yanıt verirkenki amacım, bu akademisyenlerin Troçki’ye yönelttiği iftiraları teşhir edip çürütmekti. Ama maksadım sadece bu yalanları teşhir etmek değil, aynı zamanda okurlara Troçki’nin yaşamını tanıtmak ve onun fikirlerinin, günümüz dünyasında devrimci sosyalist stratejinin teorik ve siyasi temeli olarak neden böylesine olağanüstü geçerlilik taşıdığını açıklamaktı.

Lev Troçki’yi Savunurken’in ilk basımından bu yana geçen birkaç yıldır, sosyalizmin yeniden güçlenmesi artık sadece uzak bir olasılık olarak görünmüyor. Bizler, sınıf mücadelesinin küresel ölçekte bileşik bir süreç olarak dünya genelinde canlanmasına tanık oluyoruz.

Yükselen bu hareketi gözlemleyen burjuva yorumcular, onun devrimci sonuçlarını şimdiden kabul ediyorlar. Ama aynı zamanda, bu noktada, hareketin “önderliksiz” kaldığını belirtiyorlar. Yani, bir zamanlar işçilerin bağlılığına sahip olduklarını iddia eden geleneksel partilerin ya da sendikaların hiçbiri, büyüyen kitlesel mücadele dalgasını bırakın kontrol etmeyi, ona etkide bile bulunamıyorlar.

Fakat mevcut hareketin “önderliksizlik” durumu geçici bir olgudur. İşçi sınıfı farklı deneyimlerden geçtikçe, doğruyu yanlıştan ayırmaya, küçük burjuva solu ile gerçek Marksist devrimciler arasındaki farkı görmeye ve sosyalist devrim stratejisini kendi zihninde netleştirmeye başlayacak. Bu devrimci eğitim sürecinde, Lev Troçki’nin fikirleri ve Dördüncü Enternasyonal’in programı, devasa bir tarihsel rol oynayacak. Artık Türkçe olarak erişilebilir olan Lev Troçki’yi Savunurken kitabının bu tarihi sürece katkıda bulunacağını umuyorum.