Erdoğan Libya'ya asker gönderileceğini açıkladı

Bill Van Auken
30 Aralık 2019

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Perşembe günü, Libya'nın Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin (GNA) askeri destek talep ettiğini iddia ederek, Türkiye'nin Libya'ya asker göndereceğini duyurdu.

Türk askerlerinin savaştan harap olan bu kuzey Afrika ülkesine gönderilmesi, Ankara, Moskova ve Washington arasında giderek karmaşıklaşan durumu ve artan gerilimleri daha da kötüleştirme tehdidi oluşturuyor.

Başbakan Fayiz es-Serrac’ın önderlik ettiği GNA, Libya'nın doğusunda bulunan liman kenti Tobruk merkezli rakip hükümetle bağlantılı olan General Halife Hafter'in Libya Ulusal Ordusu'nun kuşatması altında bulunuyor. Türkiye ile GNA, geçtiğimiz ay, askeri yardımı ve deniz sınırlarının çizilmesini kapsayan anlaşmalar imzalamıştı. Erdoğan, Doğu Akdeniz'deki devasa doğalgaz ve petrol rezervlerinde özel kullanım hakkı iddiasında bulunmak için söz konusu deniz sınırları anlaşmasına başvuruyor.

Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, "Şu anda [Libya'dan] böyle bir davet olduğuna göre icabet ederiz," dedi ve şunları ekledi: "Güvenlik ve askeri işbirliği muhtırasına dayalı olarak, inşallah, Meclis açılır açılmaz ilk iş, asker gönderme tezkeresini Meclisimize sunacağız."

Erdoğan Türk birliklerinin Libya'ya gönderilmesinin TBMM'nin 8 Ocak'ta açılmasıyla onaylanacağını söylerken, Libya'nın "daveti" henüz kamuoyuna duyurulmamıştı.

Türk askerlerini Libya'ya gönderme planı, geniş kapsamlı sonuçları olan bir çatışmayı tırmandırma tehdidi yaratıyor. GNA, Birleşmiş Milletler tarafından Libya'nın "meşru" hükümeti olarak tanınıyor olsa da, şu anda kuşatma altında olan başkent Trablus dışında çok az bölgeyi kontrol ediyor. Trablus hükümeti, kendisini savunmak için İslamcı ve bölgesel milisler topluluğuna bağımlı durumda.

Muammer Kaddafi'nin Libya hükümeti döneminde general olan ve daha sonra ABD'ye sığınıp uzun süre bir CIA "varlığı" haline gelen Hafter ise, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Rusya ve Fransa'nın desteğine sahip. Washington resmi olarak GNA'yı destekliyor olsa da, ABD Başkanı Donald Trump geçtiğimiz Nisan ayında Hafter'i "terörle mücadele ve Libya’nın petrol kaynaklarını koruma konusunda önemli bir rol" oynadığı gerekçesiyle övmüştü.

Libya hükümetinin birbiriyle savaş halindeki iki rakip hizbe bölünmesi, 2011'deki ABD-NATO saldırı savaşının nihai ürünüdür. Kaddafi'nin devrilip öldürülmesiyle sonuçlanan söz konusu savaşta, yoğun hava bombardımanına başvurulmuş ve İslamcı milisler vekil kara güçleri olarak kullanılmıştı. Libya'nın altyapısını paramparça eden ve on binlerce yaşama mal olan emperyalist müdahale, bir zamanlar Afrika'daki en zengin ülke olan Libya'yı bir batık devlet haline getirdi ve o zamandan beri sekiz yıldır kesintisiz bir iç savaş devam ediyor.

Erdoğan'ın Libya'ya asker gönderme tehdidi, giderek artan oranda savaşçı bir politikanın parçasıdır. Ankara, bir yandan artan sınıfsal gerilimleri dışarıya saptırmak için milliyetçiliği körüklerken, diğer yandan Türk burjuvazisinin çıkarlarını ilerletme peşinde koşuyor.

Türkiye'nin Libya ile ilişkileri, bölgeyi 16. yüzyıldan 1911-12'deki İtalya'nın sömürgeci fetih savaşına kadar yönetmiş olan Osmanlı İmparatorluğu'na uzanıyor. 1923'te Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna önderlik eden Mustafa Kemal Atatürk, söz konusu savaşta İtalyanlara karşı gönüllü olarak savaşmıştı. Haberlere göre, Trablus'taki mevcut GNA rejimi, siyasi olarak Müslüman Kardeşler ile aynı çizgide bulunuyor. Ona Türkiye'nin siyasi desteğini kazandıran bu durum, Mısır, Suudi Arabistan ve BAE rejimleri tarafından kabul edilemez görülüyor.

Hafter'in Libya Ulusal Ordusu, Türk istihbaratını, GNA'yı desteklemek için El Kaide'nin eski Suriye kolu olan El Nusra Cephesi savaşçılarını Tunus üzerinden Libya'ya sevk etmekle suçluyor. Çarşamba günü, Erdoğan, Trablus'taki hükümeti desteklemek üzere bir ittifak kurmak için Tunus'u ziyaret etti ve ateşkes yapılmasını destekleyen ortak bir açıklama yayımlandı.

Türk askerlerinin Libya'ya konuşlandırılması, Hafter'i destekleyen Rusya ile bir cepheleşmeyi tetikleme potansiyeline sahip. Erdoğan hükümeti, Kremlin ile bağlantılı Wagner güvenlik şirketinin paralı askerlerinin sahada Hafter güçlerini desteklediği suçlamasında bulundu ancak Moskova bunu yalanladı.

Yeni yılın ilk haftasında Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Ankara bir görüşme yapılması planlandı. Libya, gündemin ilk maddelerinden biri olacak. Libya'daki çatışma, bu iki ülkenin Suriye'deki kırılgan anlaşmasının ışığında şekilleniyor. Ankara ile Moskova, Türkiye ile kuzeydoğu Suriye arasındaki sınırda ortak devriyeler düzenliyor.

Aynı anda, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad hükümetinin ülkenin kuzeybatısındaki İdlib vilayetini geri almak için Rusya'nın desteğiyle düzenlediği saldırı üzerinden bir çatışma tehlikesi de var. Türkiye, İdlib'e asker konuşlandırmış durumda ve İslamcı milislere destek sağlıyor.

Erdoğan hükümeti, bu hafta, İdlib'te bir ateşkes yapılmasını görüşmek üzere Moskova'ya bir heyet gönderdi. Türkiye, saldırının devam etmesinin, sınırlarına doğru yeni bir sığınmacı dalgasına yol açmasından korkuyor. Halihazırda, ABD'nin organize ettiği rejim değişikliği savaşının neden olduğu katliamdan kaçan yaklaşık 3,6 milyon Suriyeli Türkiye'de bulunuyor.

Erdoğan hükümeti ile Washington arasında var olan gerilimler ise, Ankara ile Moskova arasındaki gerilimleri aşıyor.

Erdoğan, kısa süre önce bir televizyonda, Türkiye'nin İncirlik ve Kürecik üslerini kapatabileceği tehdidinde bulundu. ABD'nin nükleer silahlarının ve kritik radar tesislerinin bulunduğu söz konusu hava üsleri, ABD'nin Ortadoğu'daki askeri operasyonlarında önemli bir rol oynuyor.

Bu açıklama, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 füze sistemi satın almasına karşı ABD'nin kapsamlı yaptırımlar uygulama yönünde artan tehdidine yanıt olarak geldi. Washington, Rusya'nın S-400 sisteminin radarını F-35 uçaklarının kabiliyetlerini tehlikeye atmak için kullanabileceği gerekçesiyle, halihazırda Türkiye'nin F-35 programına katılımını ve uçakların sevkini engellemiş durumda. Ankara da buna karşılık Rus savaş uçakları satın alma tehdidinde bulunuyor.

ABD Savunma Bakanı Mark Esper, bu tehditlere, NATO üslerine ev sahipliği yapmama kararının Türkiye'nin "ittifaka bağlılığını" tartışmaya açtığını söyleyerek yanıt verdi. Esper, daha önce de defalarca Ankara'nın "NATO'nun yörüngesi"nden çıktığını belirtmişti.

Ankara ile ABD önderliğindeki NATO ittifakı arasındaki gerilimler, Washington ile Berlin'in Rusya ile yakınlaşmasından dolayı Erdoğan'ı devirip öldürmek üzere düzenlenen 2016'daki 15 Temmuz askeri darbesine arka çıkmalarından beri şiddetlenmiş durumda.

Erdoğan hükümeti ile Trablus'taki GNA rejimi arasındaki anlaşmanın, Doğu Akdeniz'deki giderek şiddetlenen kriz açısından da geniş kapsamlı sonuçları bulunuyor. ABD'nin Ortadoğu'da onlarca yıldır devam eden askeri müdahalelerinin yarattığı yıkım, bütün büyük güçleri kapsayan bir çatışmaya dönüşme tehdidi yaratıyor.

Ankara ile GNA arasında imzalanan muhtıra, bir münhasır ekonomik bölge (MEB) olarak Doğu Akdeniz'in geniş bir bölümü üzerinde hak iddia ediyor. Söz konusu MEB, değerinin yüz milyarlarca dolar olduğu tahmin edilen açık deniz petrol ve doğalgaz rezervlerinin yanı sıra Yunanistan’ın Girit adasının, Kıbrıs’ın ve Mısır’ın açıklarındaki suları kapsıyor.

Washington, Türkiye'nin hak iddialarına, desteğini kararlı bir şekilde Yunanistan'a ve Kıbrıs'a kaydırarak karşılık verdi ve Kıbrıs'a onlarca yıldır uyguladığı silah ambargosunu kaldırdı.

Doğu Akdeniz'deki enerji rezervlerinin kontrolü için yürütülen mücadele ile birleşen Suriye ve Libya savaşları, bölgesel, hatta küresel bir çatışmayı tutuşturma tehdidiyle birlikte gitgide daha istikrarsız bir durum yaratıyor.