Birinci Moskova Duruşması’nın sekseninci yılı

Fred Williams
12 Ağustos 2020

Dünya tarihindeki en aşağılık entrikalarından biri olan birinci Moskova Göstermelik Duruşması’ndan bu yana seksen yıl geçti. 16’lar Duruşması olarak da bilinen “Troçkist-Zinovyevci Terörist Merkez Davası”, 19 Ağustos’tan 24 Ağustos 1936’ya kadar, Moskova’da gerçekleşti. 16 sanığın tamamı vurularak ölüme mahkum edildi ve kişisel eşyalarına el kondu.

Duruşmada bulunmayan Lev Davidoviç Troçki ile oğlu Lev Lvoviç Sedov hakkında, gıyaplarında, “derhal yakalanmaları ve SSCB Yüksek Mahkemesi Askeri Heyeti tarafından yargılanmaları” kararı alındı. Yani, ele geçirilmeleri durumunda, onlar da, en temel hukuki standartlarla alay edilerek yargılanacak ve idam edilecekti.

On altı sanıktan on biri, 1917’den önce partiye katılmış, Ekim Devrimi’ni örgütlemiş ve ona önderlik etmiş, 1919’da Komünist Enternasyonal’i kurmuş, İç Savaş’ta (1918-1921) kahramanca savaşmış ve Sovyetler Birliği’ni dünyadaki ilk işçi devleti olarak inşa etmiş olan seçkin Yaşlı Bolşeviklerdi. Gerçek devrimcilerin yanında sanık sırasında oturarak anlamsız bir karışım oluşturan diğer beş sanık, Sovyet gizli polisinin ajanlarıydı.

Bazı kurbanların yaşam öykülerine kısaca bir göz atalım. Grigori Zinovyev (53), 1903’ten beri bir Bolşevik’ti ve Lenin’in en yakın çalışma arkadaşlarından biriydi. Zinovyev, savaş karşıtı Zimmerwald ve Kienthal konferanslarına katılmıştı. 1907-1927 yılları arasında Merkez Komite üyesiydi; Ekim 1917’den sonra Petrograd Sovyeti’nin ve 1919-26 arasında Komintern Yürütme Komitesi’nin başkanıydı. O, 1926-1927’de Birleşik Muhalefet’e katılmış, 1927’de Stalin’e teslim olmuştu. Zinovyev, 1 Aralık 1934’teki Sergey Kirov suikastının ardından tutuklandı, yargılandı ve 16 Ocak 1935’te, cinayetin “manevi sorumluluğu”ndan suçlu bulundu. On yıl hapse mahkum edildi ve 1936 göstermelik duruşmasına kadar hapiste kaldı.

Lev Kamenev (53), 1901’de Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’ne katıldı; 1903’ten itibaren bir Bolşevik’ti. Lenin’le yakın bir şekilde çalıştı. Nisan 1917’den 1927’ye kadar Merkez Komite üyesiydi. 1918-1926 yılları arasında Moskova Sovyeti başkanıydı. 1926-1927’de Birleşik Muhalefet üyesiydi, Aralık 1927’de teslim oldu. Ocak 1935’te Kirov cinayetinden yargılandı ve beş yıl hapse mahkum edildi. Temmuz 1935’te tekrar yargılandı ve on yıla mahkum oldu.

Ivan Nikitiç Smirnov (55), 1899’dan beri partideydi; çarlık döneminde defalarca tutuklandı, hapse atıldı ve sürgüne gönderildi. İç Savaş sırasında Sibirya’daki Kolçak güçlerinin ezilmesinde Kızıl Ordu’ya önderlik etti. Merkez Komite üyesiydi; 1923’ten 1929’a kadar Sol Muhalefet’teydi. 1933’te tutuklanıp hapsedildi.

Sergey Mraçkovski (53), Urallı bir işçi; 1905’ten itibaren Bolşevik; İç Savaş kahramanı, 1923’ten 1929’a kadar Sol Muhalefet üyesi. 1933’te sürgüne gönderildi.

Vagarshak Ter-Vaganyan (43), 1912’den itibaren Bolşevik. 1922’de Marksizmin Bayrağı Altında dergisinin kurucu editörü; Plehanov üzerine ilk büyük eserin yazarı (1924); 1923-1929 arası Sol Muhalefet üyesi.

Grigori Yevdokimov (52), Ivan Bakaev (49), Efim Dreitser (42), Rikhard Pikel (40), Isaak Reingold (39) ve Eduard Goltsman (54) da, daha az ünlü olsalar da, seçkin parti geçmişlerine sahiptiler.

Duruşmadaki suçlamalar akıl almazdı: sanıklar, Kirov’u öldürmenin dışında, sözde Stalin’e, Kaganoviç’e, Voroşilov’a, Zhdanov’a, Ordzhonikidze’ye ve çeşitli Sovyet önderlerine suikast girişiminde bulunmuşlardı (ama başarısız olmuşlardı). İddialara göre, bu kanlı planları hazırlarken Nazi Gestaposu ile birlikte çalışmışlardı. Başka casusluk ve sabotaj suçlamaları da getirilmişti.

Kanıtlar neydi? Suçlananların itiraflarının dışında hiçbir şey. Duruşmaya en ufak derecede eleştirel bir yargı gücüyle yaklaşanlar için, tek başına itiraflar, dava işlemlerinin meşruiyetine ilişkin ciddi şüpheleri doğururdu. Ama birçok gazeteci ve siyasi figür (New York Times muhabiri Walter Duranty; ABD Büyükelçisi Joseph Davies; dava işlemlerini “tüm dünya için bir örnek” olarak adlandıran Britanyalı hukukçu D. N. Pritt), komplonun doğruluğuna kefil oldu. Ancak muhalif sesler de vardı: Thomas Mann, Stefan Zweig ve 1937’de Meksika’da ayrıntılı ifadeyi dinleyen ve Troçki’yi tüm suçlamalardan masum bularak göstermelik duruşmanın bir entrika olduğunu ilan eden Dewey Komisyonu’nda görev alan diğerleri.

Daha sonraki yıllarda, duruşmanın hazırlanmasında yer alan çeşitli katılımcıların tanıklıkları aracılığıyla itirafların elde edilme yolları ortaya çıktı. Zinovyev ve Kamenev iddiaları kabullenmeye haftalarca direnmişti. Sonunda, onlar, Politbüro ile bir resmi görüşme talep ettiler. Stalin ve Voroşilov onlarla Politbüro’nun bir “komisyonu” gibi bir araya geldiler ve işbirliği yapmaları halinde canlarının bağışlanacağı, ailelerine dokunulmayacağı ve hiçbir eski muhalifin idam edilmeyeceği sözü verdiler. Zinovyev ve Kamenev kabul etti, ancak yine de, 25 Ağustos 1936’da idam edildiler.

Diğer sanıklara işkence yapıldı. Örneğin Mraçkovski, birkaç hafta boyunca birkaç kez aralıksız 90 saat sorgulandı. Lev Sedov, kendilerine dava açılmış olan birkaç kişinin duruşmada görünmediğini belirtmişti; muhtemelen, işkence altında ölmüş veya uzlaşmazlıkları nedeniyle vurulmuşlardı.

Duruşma Stalin’in arzuladığı mahkumiyetleri üretmiş olmasına rağmen, tanıklıkların hileli doğasını ifşa eden huzursuz edici anlar söz konusuydu. Örneğin Goltsman, 1932’de, Troçki ve Sedov ile Hotel Bristol’de buluşmak üzere Kopenhag’a seyahat etmiş olduğuna tanıklık etmişti. Oysa sonunda, otelin 1917’de yıkılmış ve ancak 1936’da yeniden inşa edilmiş olduğu ortaya çıktı. Bu tür bir görüşme asla gerçekleşmemişti.

Goltsman, ayrıca, Troçki’nin, bir açık mektupta, “Stalin’i uzaklaştırma” çağrısı yapmasının, onu siyasi yollarla uzaklaştırmaktan çok, yalnızca onu öldürmek anlamına gelebileceğini ifade etti. Troçki, bir Marksist olarak, yaşamı boyunca bireysel terörizmin bir karşıtı olmuştu; bireysel eylemler, ne kadar kahramanca görünürse görünsün, işçi sınıfının devrimci partisinin önderliğindeki devrimci eyleminin bir ikamesi olarak işlev göremezdi. Troçki’nin 1930’larda bireysel terörizmi benimsemiş olduğunu iddia etmek, Troçki’nin açıkladığı gibi, bir “totaliter aptallık” belirtisiydi.

Troçki, birinci Moskova Duruşması başladığında, Norveç’te fiili ev hapsindeydi. Sovyetler Birliği’nin baskısı altındaki Norveç İşçi Partisi, Troçki’yi susturmaya ve duruşmanın iftiralarına yanıt vermesini engellemeye girişmişti. Ancak kısa süre içinde yeni bir ses ortaya çıktı; Troçki’nin oğlu Lev Sedov, Moskova Duruşmaları Üzerine Kızıl Kitap haline gelecek olan yazıları Muhalefet Bülteni’nde yayımladı. Sedov, duruşmanın ayrıntılarını titizlikle inceledi ve onları, gerçek devrimcilere yönelik düzmece bir saldırı olarak ifşa etti.

Troçki, Nisan 1937’de, Norveç’ten sınır dışı edilmesinin ardından yerleşmiş olduğu Meksika’da Dewey Komisyonu biçiminde bir karşı duruşma organize etti. İlk iki Moskova göstermelik duruşmasının (ikincisi Ocak 1937’de gerçekleşmişti) cilt cilt çürütülmesi, Suçsuz adlı kitapta sunulmuştur. Sonuçtaki iki nokta şunları belirtir: (22) “Dolayısıyla, biz, Moskova duruşmalarının entrika olduğu kararına varıyoruz. (23) Bu nedenle, Troçki’yi ve Sedov’u suçsuz buluyoruz.”

Yosef Stalin, bu duruşmaları gerçekleştirerek, ilk başarılı sosyalist devrimin mirasına ve gerçek önderlerine bir saldırı başlatıyordu. Giderek artan şekilde karşı-devrimci bir sosyal tabakanın, Sovyet bürokrasisinin Bonapartist önderi olarak, Stalin için, bu Yaşlı Bolşevikleri partiden atmak ve onlara sürgün ya da hapisle zulmetmek yeterli değildi.

1930’lar boyunca, Stalin rejimine yönelik muhalefet, tarımın pervasız ve plansız kolektifleştirilmesi, aşırı süratli sanayileşme, 1933’te Hitler’in Almanya’da iktidara gelmesi ve egemen Sovyet ve parti bürokrasisinin gayri meşru ayrıcalıklarında dışa vurulan artan toplumsal ayrışma sonucunda, durmadan büyüyordu. Bunlar, Stalin’in sosyalist enternasyonalizmi reddedip ulusalcı ve Marksizm karşıtı “tek ülkede sosyalizm” programını benimsemesinin kimi yıkıcı sonuçlarıydı.

1936 yılına gelindiğinde, Fransa’da ve İspanya’da, Sovyetler Birliği’ndeki işçi sınıfının uzun süredir bastırılmış olan özlemlerini yeniden uyandırabilecek devrimci koşullar ortaya çıkıyordu (İspanya İç Savaşı, 18 Haziran’da patlak vermişti). Birinci Moskova Duruşması ve ardından gelen Büyük Terör, sadece genel olarak Yaşlı Bolşeviklere değil, ama özellikle, Lev Troçki’nin önderlik ettiği Sol Muhalefet’le ilişkili herkese karşı bir önleyici saldırıydı.

Stalin, Sol Muhalefet’i, Aralık 1927’deki XV. Parti Kongresi’nde örgütsel olarak yenilgiye uğratmıştı. Kimi muhalifler kongreden hemen sonra teslim oldu; ama teslim olmayan binlercesi partiden atıldı ve Sovyetler Birliği’nin ücra köşelerine sürgün edildi. Troçki, 1928’de uzak Alma Ata’ya sürgün edildi ve daha sonra, 1929’da Sovyetler Birliği’nden sınır dışı edildi. Stalin, bir aygıt ve bazı maddi kaynaklar olmaksızın Troçki’nin etkisinin hızla zayıflayacağına inanıyordu. O, daha büyük bir hata yapamazdı.

Sovyet bürokrasisinin dayattığı ve Almanya Komünist Partisi önderliğinin uyguladığı oportünist ve ulusalcı politikaların sonucunda Hitler’in iktidara gelmesiyle damgalanan Alman işçi sınıfının felaket getiren yenilgisiyle birlikte, Troçki, Üçüncü Enternasyonal’in Stalin’in önderliği altında devrimci bir örgüt olarak ölmüş olduğunu ilan etti. O, Eylül 1938’de kurulacak olan, yeni, Dördüncü Enternasyonal’in inşası çağrısını yayınladı.

Troçki, 1938’e giden beş yılda, yeni bir enternasyonalin hazırlanmasında yaptığı işin bütün yaşamının en önemli işi olduğunu kabul ediyordu. O, işçi sınıfının ileri kesimlerini eğitmek için, Stalinist rejimin iflasını makale üstüne makale yazarak teşhir etti.

Troçki, 1936’da, birinci Moskova Duruşması’ndan sadece günler önce, Sovyetler Birliği’nin çelişkilerinin hala en önemli Marksist çözümlemesi olarak kalan anıtsal eseri, İhanete Uğrayan Devrim’i tamamladı. Troçki, bu eserinde, Sovyetler Birliği’nin sosyalizme doğru ilerlemesi için, işçi sınıfının Sovyet bürokrasisini siyasi bir devrimle alaşağı etmesi ve dünya sosyalist devrimi programını yeniden uygulamaya koyması gerekeceğini açıklıyordu. Eğer bürokrasi iktidarda kalırsa, nihai sonuç, işçi sınıfını onlarca yıl geriye götürecek şekilde, kapitalizmin restorasyonu olacaktı. En önemlisi, bu mücadeleler, uluslararası işçi sınıfının dünya arenasındaki kitlesel mücadeleleriyle verilecekti. Eli kulağındaki dünya savaşını takip edecek devrimci ayaklanmaları öngören Troçki, Stalinizmin üstesinden gelineceğine emindi.

Moskova Duruşmaları ve ardından gelen kanlı tasfiyeler, işçi sınıfı ve aydınlar içindeki sosyalist unsurları neredeyse yok ederek, yıkıcı bir etkide bulundu. Duruşmalar, onu izleyen ve Stalinizmin nihai ihanetiyle, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağıtılması ve kapitalizmin restore edilmesi ile doruk noktasına ulaşan ihanetlere ve yenilgilere (Fransız genel grevinin bastırılması, İspanyol Devrimi’nin yenilgisi, Stalin-Hitler antlaşması, savaş sonrası devrimci dalganın ezilmesi) zemin hazırladı.

Bugün, 1917 Ekim Devrimi’ne yol açan çözülmemiş bütün siyasi ve toplumsal sorunlar dünya ölçeğinde yeniden ortaya çıkıyor. Stalinizmi, Ekim’in devamı değil, ama Ekim’e karşı karşı-devrimci bir tepki olarak kavramak, önümüzdeki devrimci mücadelelere hazırlanmak için can alıcıdır.

Yazar ayrıca şunları önermektedir:

Lev Sedov, Moskova Duruşmaları Üzerine Kızıl Kitap (1936/1980)

Max Shachtman, Moskova Duruşması’nın Ardındakiler (1936/1971)

Vadim Rogovin, 1937: Stalin’in Terör Yılı (1996/1998)

Vadim Rogovin, Stalin’in 1937-1938 Terörü: SSCB’de Siyasi Soykırım (1997/2009)

David North, Rus Devrimi ve Tamamlanmamış Yirminci Yüzyıl (2014)