Doğu Akdeniz’deki doğalgaz ve petrol kaynaklarının kontrolü üzerine çatışmalar

Jean Shaoul
17 Ağustos 2020

Konuyla ilgili bu kapsamlı çalışma, ilk kez 24 Şubat 2020’de İngilizce olarak yayımlandı.

Türk askerlerinin Libya’ya gönderilmesi, Aralık ayındaki NATO zirvesinde Fransa ile İtalya arasında askeri politika konusunda yaşanan sert çekişme ve Türkiye’ye karşı bir Fransa-Yunanistan ittifakının oluşması, petrol ile doğalgazın durmadan genişleyen çatışmaların ne ölçüde kaynağı haline geldiğini göstermektedir.

ABD ve Britanya önderliğinde Irak’ın istila edilmesinin petrol için başlatılan bir savaş olduğu birçok insan tarafından anlaşılmışken, Afrika’daki en büyük petrol yataklarını içeren ve 2010 yılında dünyadaki en büyük 10 petrol üreticisinden biri olan Libya örneğinde bu daha az kavranmıştır. Dahası, Libya ve onun petrol kaynakları uğruna mücadele, artık Levanten Havzası’nda yeni keşfedilen doğalgaz sahaları üzerine tırmanan çatışmayla iç içe geçmiş durumda.

Türkiye, Yunanistan, İsrail, Mısır, Kıbrıs, Lübnan ve Avrupalı devletler doğalgaz çıkarma, üretim lisanları ve boru hatları üzerine rekabet ederken, yeni “Afrika kapışması” yeni bir Doğu Akdeniz “kapışması”na bağlanıyor.

Doğalgaz sahaları

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun 2010’da yayımlanan bir raporuna göre, Kıbrıs, Mısır, İsrail, Filistin, Lübnan ve Suriye deniz sınırları arasında kalan Levanten Havzası, tahminen 1,7 milyar varil petrol ve 122 trilyon fit küp (tcf) doğalgaz içeriyor. Nihayetinde bölgenin ve Avrupa’nın onlarca yıllık enerji talebini karşılamaya yetecek kadar doğalgaz olduğu tahmin ediliyor.

İsrail, 2009 ve 2010 yıllarında Tamar sahasında 11 trilyon fit küp ve Leviathan sahasında 22 tcf doğalgaz rezervi keşfetti. Her ne kadar bu sahaların bir kısmı Lübnan ve Gazze tarafından hak iddia edilen sularda yer alıyor olsa da, bu miktar İsrail’in hem ülke içi ihtiyaçlarına hem de ihracatına yeterli kapasiteyi sağlayacak seviyede.

Kıbrıs, 2011 yılında Afrodit sahasında tahminen 8 tcf doğalgaz rezervi keşfetti. 1974’teki savaştan beri Türk ve Rum bölgeleri arasında bölünmüş olan Kıbrıs’ın etrafındaki doğal kaynakların mülkiyeti üzerinde Türkiye’nin hak iddia etmesi, bölgedeki gerilimleri yükselterek gemiler arasında şiddetli çarpışmalara ve hatta 2016’da sondaj faaliyetlerinin askıya alınmasına yol açtı.

Bölgede açık farkla en büyük saha, Mısır’ın 2015’te bulunan ve tahminen 30 tcf doğalgaz içeren Zohr sahası. Süveyş Kanalı’nın kuzeyinde yer alan saha, İtalya’nın Eni (yüzde 50), Rusya’nın Rosneft (yüzde 30), Anglo-Amerikan BP (yüzde 10) ve Mısır’ın Mubadala Petroleum (yüzde 10) şirketlerinin ortak mülkiyetinde. Geçtiğimiz hafta Mısır, Nil Deltası’ndaki Doğu Damanhur Bloğu’nda doğalgaz ve petrol keşfetmesi için Alman şirketi Wintershall ile 43 milyar dolarlık bir petrol ve doğalgaz anlaşması imzaladı.

2019’da Mısır, 2016’dan beri yüzde 30’dan fazla arttırarak 2,52 tcf ile rekor seviyede doğalgaz üretti. Bu onu Kuzey Afrika ile Ortadoğu’daki en büyük üreticilerden biri yaptı. Aynı yıl 172,8 milyar fit küp (bcf) doğalgaz ihraç etti.

Mısır, Ortadoğu, Afrika ve Avrupa arasındaki enerji ticaretinde yaşamsal bir bağlantı noktası haline gelme peşinde koşuyor. Ülke İduku ile Damietta’da iki adet büyük ölçekli doğalgaz ihracat terminaline sahip. Doğalgazın tankerlerle ihraç edilmek üzere soğutularak sıvılaştırıldığı bu tesisler Doğu Akdeniz’de tek. Terminallerin sahibi olan Royal Dutch Shell, onları, bu tür terminalleri bulunmayan komşu ülkelerde üretilen doğalgazı yeniden ihraç etmek için kullanmayı planlıyor. Bu, Mısır’ın İsrail ve Ürdün ile ekonomik bağlarını kuvvetlendirecek ve onu Avrupa’nın çok önemli bir ortağı haline getirecek bir plan.

Geçtiğimiz ay, sıvılaştırma terminali bulunmayan İsrail, Mısır’a doğalgaz ihraç etmeye başladı. Daha küçük Kariş sahası, önümüzdeki yıl Mısır’a bağlanan boru hattıyla devreye girecek. Bu doğalgazın bir kısmı İsrail’in enerji ve imalat tesislerine yakıt sağlamak üzere geri gönderilecekken büyük kısmı ihraç edilecek.

İsrail daha önce doğalgazının yüzde 40 kadarını Mısır’dan ithal ediyordu. Yeni düzenlemeler, 2018’de imzalanan bir anlaşmanın ardından geldi. 19,5 milyar dolarlık anlaşmaya göre, İsrail’in Leviathan ve Tamar doğalgaz sahalarına birlikte sahip olan İsrailli petrol şirketi Delek Drilling ve Houston merkezli Noble Energy, açık deniz doğalgazını Mısır’ın ihracat terminallerine boru hattıyla nakledecek.

ABD’nin arabuluculuk ettiği ve İsrail için faydalı olan anlaşmanın şartları, Mısır’ın İsrail’e ödemesi gereken 1,76 milyar doları 1,3 milyar dolar azaltmasını sağladı. Söz konusu paranın, 2011-2012’de İslamcı militanların Sina Yarımadası’ndaki boru hatlarına düzenlediği saldırılardan sonra sözleşmeye dayalı doğalgaz teslimatının kesilmesi nedeniyle yasal açıdan tazminat olarak ödenmesi gerekiyordu. Anlaşma, vergi cennetlerinde kayıtlı ve Mısır ordusuyla bağlantılı olan pek çok gölge şirketi içeriyor.

Geçtiğimiz yıl Mısır, Ürdün ile bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşmayla Mısır, Ürdün’ün doğalgaz ihtiyacının yarısını 1.200 kilometre uzunluğundaki Arap Doğalgaz Boru Hattı üzerinden sağlayacak. 2003 yılında inşa edilen ve karadan geçen boru hattı, Mısır’daki Ariş’i İsrail’deki Aşkelon’a bağlayan 100 kilometre uzunluğundaki deniz altı kısmı üzerinden İsrail’e kadar uzatıldı.

Gazze’nin karasularında da küçük doğalgaz rezervleri bulunuyor. Ancak Hamas’ın 2006 seçimlerinde başarıya ulaşması ve Batı Şeria’da El Fetih hâkimiyetinde bulunan Filistin Yönetimi ile anlaşmazlık yaşaması nedeniyle İsrail’in Gazze’ye abluka uygulamasından sonra burada herhangi bir keşif yapmak olanaksız hale geldi. 2015’te, aralarında BP’nin ve Shell’in de bulunduğu lisans sahipleri, paylarını Filistin devlet şirketlerine aktardılar.

Lübnan’ın 96 tcf doğalgaz rezervine ve 865 milyon varil petrol rezervine sahip olduğu sanılıyor ancak kendi açık deniz kaynaklarını keşfetmek konusunda yavaş ilerliyor. Sularının çok derin olması, yüksek maliyet, İsrail, Suriye ve Kıbrıs ile çözülmemiş deniz sınırı anlaşmazlıkları ve ülkedeki siyasi istikrarsızlık, bunun nedenleri arasında bulunuyor. Bununla birlikte, Fransa’nın Total, İtalya’nın Eni ve Rusya’nın Novatek firmalarından oluşan bir konsorsiyumun, bu yılın ortalarına doğru 9. Parsel alanında sondaj yapmaya başlaması bekleniyor. Ayrıca beş açık deniz parseli için kapanış tarihi olarak önümüzdeki Ocak ayı belirlendi.

Suriye’nin, Levanten havzasında azımsanmayacak enerji kaynaklarına sahip olduğu düşünülüyor. Ancak ülke, 2011’de ABD tarafından organize edilen rejim değişikliği savaşının başlamasından sonra keşif çalışmalarını askıya aldı. Başka herhangi bir teklif sahibinin olmadığı koşullarda Rusya, Suriye rejimine desteğinin karşılığı (quid pro quo) olarak bütün petrol ve doğalgaz sözleşmelerini aldı ve toplam üretimin yüzde 25’i karşılığında uzun vadeli anlaşmalar imzaladı. Suriye kıyısındaki Hmeymim ile Tartus’ta bulunan hava ve deniz üslerini geliştiren Rusya’nın Levanten Havzası’na girmesi, bu rekabet ve çatışma bölgesine yeni bir oyuncu eklemiş oluyor.

Rakip boru hatları ve ittifaklar

İki rakip jeostratejik ittifakın sahip olduğu doğalgaz boru hatları, gerilimlerin önemli derecede yükselmesine neden oldu. İkisi de, doğalgaza yönelerek kömüre ve petrole olan bağımlılığını ortadan kaldırmaya çalışan Avrupa’nın enerji pazarlarında baskın bir konum elde etme peşinde koşuyor.

Bunlardan ilki, Rusya’nın doğalgaz ihracatını arttırmayı ve Türkiye’nin statüsünü Avrupa’ya bir enerji geçiş merkezine yükseltmeyi amaçlayan yeni bir Rus-Türk boru hattıdır. Geçtiğimiz ay, TürkAkım’ın ilk ayağının açılışı yapıldı. Bu denizaltı boru hattı, Rusya’nın Karadeniz kıyısından İstanbul’un kuzeybatısındaki Kıyıköy’e 930 kilometre boyunca uzanıyor. Rusya, hattan Türkiye’ye iç tüketimi için yılda 15,75 milyar metreküp doğalgaz taşıyacak.

Geçtiğimiz yılın Temmuz ayında duyurulan başka bir boru hattı planı, Avrupa’nın Rus doğalgazına bağımlılığını pekiştirecek şekilde, benzer bir miktarı başlangıçta planlandığı gibi Yunanistan üzerinden değil de Türkiye, Bulgaristan, Sırbistan ve Macaristan üzerinden taşıyacak. Neredeyse tamamlanan ve Baltık Denizi üzerinden Almanya’ya doğalgaz taşıyacak olan Kuzey Akım 2 ile birlikte bu iki boru hattı, Rusya’nın Gazprom şirketinin Ukrayna’yı pas geçerek Avrupa’ya doğalgaz göndermesini sağlıyor.

İkinci boru hattı ise, İsrail’in ve Kıbrıs’ın doğalgaz sahalarını Yunanistan’a bağlayan hattır. ABD tarafından desteklenen bu hat, Doğu Akdeniz’in yıldızı parlayan sıvılaştırılmış doğalgazını (LNG) Avrupa Birliği’ne (AB) taşıyacak.

3 Ocak’ta Yunanistan, İsrail ve Kıbrıs, derin sulardan geçen, 1.900 kilometre uzunluğunda bir EastMed boru hattı inşa etme konusunda anlaşmaya vardı. 6-7 milyar dolar maliyetli boru hattı, doğalgazı Yunanistan ve İtalya üzerinden Avrupa’ya taşıyacak. 2020 ortalarında tamamlanması planlanan boru hattı, İsrail’in Leviathan doğalgaz sahasından başlayıp Kıbrıs, Girit ve Yunanistan ana karasından geçecek. 2015 yılında tasarlanan proje, Türkiye’nin bölgedeki etkisini sınırlamayı amaçlıyor.

Geçtiğimiz yılın Temmuz ayında Kahire’de kurulan, Mısır, Ürdün, Filistin Yönetimi ve İtalya’yı içeren Doğu Akdeniz Doğalgaz Forumu’nun parçası olan bu üç ülke, bölgesel bir doğalgaz pazarı ve Avrupa’ya ihracat merkezi kurmaya çalışıyor. Bu, Mısır’ın, 2018’de Kıbrıs’ın Afrodit sahasına bir boru hattı inşa etme anlaşması ile kendisini bir ihracat merkezi haline getirme hedefinin önünü kesecek.

Ayrıca, Yunanistan’ın gaz iletim sistemi operatörü DEFSA, güneydoğu Avrupa’da tek olan kendi LNG terminalini genişletmeyi tamamladı ve şu anda, Trans-Balkan Boru Hattı üzerinden kuzeydeki Bulgaristan’a doğalgaz pompalamasını ve Balkanlara ABD LNG’si ihraç etmesini sağlayacak kompresörler inşa ediyor. TürkAkım 2 ile rekabet halinde olan Yunanistan-Bulgaristan Gaz Ara Bağlantısı (IGB) projesinin önümüzdeki yıl başlamasıyla ihracatın artması bekleniyor. Bu, Azerbaycan’dan başlayıp Türkiye ve Yunanistan üzerinden geçerek İtalya’ya doğalgaz göndermeye başlayacak olan Trans Adriyatik Boru Hattı’na (TAP) bağımlılığı önleyecek.

Bu planlar aynı zamanda Türkiye’nin, Kıbrıs’ın batı kıyısı açıklarından Yunanistan’ın Girit adasının güneydoğusuna, İsrail’e ve Libya’nın açık denizlerine doğru doğalgaz sondajı yaparak bölgedeki enerji kaynakları üzerindeki kontrolünü genişletme planlarıyla da çatışma halinde. Başka bir sondaj gemisi daha almaya çalışan Ankara’nın sondaj faaliyetlerine, en az bir fırkateyn, iki veya üç gambot ve bir denizaltıdan oluşan bir deniz kuvveti görev gücünün eşlik etmesi bekleniyor.

Büyük petrol ve doğalgaz rezervleri bulunan Rusya, toplam tüketiminin yüzde 41’ini tedarik ettiği Avrupa’nın ana enerji tedarikçisi konumunda. Bundan dolayı, Doğu Akdeniz’den Avrupa’ya doğalgaz ihracatının kendi pazar payı ve enerji fiyatları üzerindeki potansiyel etkisi nedeniyle bu durumda endişe duyuyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, Rusya dahil edilmediği takdirde bu tür bir projeye karşı çıkması bekleniyor.

Kendi enerji kaynaklarına sahip olmayan ve Rusya’ya bağımlı olmaktan kaçınmak isteyen AB ise [EastMed] boru hattına ilişkin onay sürecini hızlandırdı.

EastMed boru hattını inşa etme anlaşması, Türkiye’nin Kasım ayında Fayiz es-Serrac’ın Ulusal Mutabakat Hükümeti (GNA) ile iki anlaşma imzalamasından birkaç hafta sonra yapıldı. Türkiye, Katar ve İtalya tarafından desteklenen GNA, Libya’da uluslararası alanda tanınan hükümet konumunda bulunuyor.

Çok az halk desteği bulunan GNA, eski bir CIA varlığı olan savaş beyi Mareşal Halife Hafter’in Libya Ulusal Ordusu (LNA) tarafından kuşatılan başkent Trablus’ta hâkim. Fransa, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Sudan ve Rusya tarafından desteklenen LNA ise, Libya’nın doğusunu ve petrol sahalarını kontrol ediyor.

Türkiye ile GNA arasındaki ilk anlaşma kapsamında Ankara, Serrac’ın kuşatılmış durumdaki hükümetine askeri destek taahhüt etti. İkinci anlaşma ise Ankara’nın askeri desteği karşılığında, iki ülke arasındaki deniz sınırlarını belirliyor ve Türkiye’nin karasularını –Yunanistan’ın ve Kıbrıs’ın da hak iddia ettiği Girit, Rodos ve diğer adaların çevrelerine doğru– büyük ölçüde genişletiyor.

O zamandan beri Ankara, doğalgaz arama çalışmalarını genişletti ve Trablus’a kuvvet sevk etti. Bu kuvvetler arasında, Suriye’nin İdlib ilinden İslamcı milisler de var. NATO’nun vekil savaşının parçası olarak konuşlandırıldıkları İdlib, artık Suriye ve Rusya birlikleri tarafından kuşatılmış durumda.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söylüyordu: “Şu anda … Türkiye ve Libya müşterek çalışacağız ama biz buraya üçüncü, dördüncü ülkeleri de yanımıza ortak olarak alabiliriz. Biz belki beşinci ülkeyi buraya ortak olarak alabiliriz. Bu konuda da Serrac ile aslında düşünce birliğimiz var.”

Erdoğan, Somali’nin Türkiye’ye kendi sularında ortak petrol arama faaliyeti teklif ettiğini belirtti. Ayrıca 2020’yi “Afrika yılı” ilan etmesinin parçası olarak, açık denizde doğalgaz aramalarına yardımcı olma teklifi üzerinden Tunus ve Cezayir’den de destek almaya çalışıyor.

Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, geçtiğimiz ayın sonunda, NATO’nun bölgedeki Deniz Muhafızı Operasyonu sırasında, Trablus açıklarındaki iki fırkateyninin, bir lastik bot içindeki 30 göçmeni kurtarıp Libya sahil güvenliğine teslim ettiğini açıkladı. Bu, Avrupa ülkelerine, özellikle de Almanya’ya açık bir mesajdı: GNA ve Türkiye, onların desteğiyle, Libya’dan Avrupa’ya göçmen akışının engellenmesinde etkin bir araç olabilir. Bu, aynı zamanda Suriye’nin İdlib ilindeki Türkiye destekli İslamcıları yenilgiye uğratması konusunda Moskova ile anlaşmazlık yaşayan Ankara’nın, Avrupa ile ilişkilerini onarmaya istekli olduğuna işaret ediyor olabilir.

Durmadan genişleyen çatışmalar

Bu gelişmeler, büyük ölçüde Washington’ın kontrolünün dışında meydana gelmiştir. ABD, özellikle Irak, Libya ve Suriye’de felaket getiren saldırı savaşlarının ardından, bir zamanlar kontrol ettiği bir bölgede Rusya’nın genişleyen etkisini ve Erdoğan’a karşı 2016’daki darbeyi desteklemesi üzerine Türkiye’nin Rusya ve İran ile daha da yakınlaşan ilişkilerini artan bir kaygıyla izliyor. AB ile ekonomik ve ticari anlaşmazlıklar içine giren ABD, Rusya’ya bir alternatif olarak kendi LNG’sini Avrupa’ya satmak için bastırıyor.

Trump yönetimi, kendi vekilleri üzerine, özellikle İsrail ve son dönemde Yunanistan üzerine kafa yoruyor. Müttefiklerinin bölgedeki doğalgaza erişimini aktif biçimde destekliyor ve İsrail’in doğalgaz anlaşmalarında baş arabulucu rolünü üstlenerek Tel Aviv’in, kendi yerel vekilleri Ürdün’e ve Mısır’a doğalgaz ihracatındaki kilit rolüne arka çıkıyor.

ABD şirketleri, keşif, üretim, nakliye ve sözleşmelerin sigortalanmasıyla doğrudan ilgili bazı konsorsiyumlarda bulunuyorlar. Trump yönetimi, Ürdün’e doğalgaz satışıyla ilgili ilk anlaşmaya arabuluculuk etti ve halk muhalefetinin anlaşmayı aksatması halinde ABD’nin yardım parasıyla Ürdün’ün zararını karşılamayı kabul etti.

Başkan Donald Trump, Aralık ayında, East Med Güvenlik ve Enerji Ortaklığı Yasası’nı onayladı. Yasa, ABD’nin, savunma girişimleri üzerinden İsrail-Yunanistan-Kıbrıs ortaklığını desteklemesine ve önemli bir NATO müttefiki olan Türkiye’yi kızdıracak şekilde, Kıbrıs’a yönelik çoktandır devam eden silah ambargosunu kaldırmasına izin veriyor.

İsrail Enerji Bakanı Yuval Steinitz, İsrail’in Mısır’a doğalgaz ihracatı hakkında memnuniyetle şunları ifade etti: “Mısır daha yeni başlıyor. Plan, gazın büyük kısmının Mısır üzerinden Avrupa’ya da ihraç edilmesi şeklinde.”

EastMed boru hattı, Avrupa’yı enerji ihtiyaçları konusunda Rusya’ya bağımlılıktan kurtarmanın yanı sıra Yunanistan’ın ve Kıbrıs’ın Moskova ile ticaret ve yatırım anlaşmalarını da sınırlama işlevi görüyor. Aralık ayında Trump, hem Kuzey Akım 2 hem de TürkAkım boru hatlarının yapımına yaptırımlar getiren ve ABD Kongresi tarafından kabul edilen bir savunma yasasını imzalayarak yürürlüğe soktu. Bunlar, ekonomisi büyük ölçüde silah ve enerji satışına bağımlı olan Rusya’yı sıkıştırmayı amaçlayan pek çok önlemin bir parçasıdır. Bunun sonucunda, neredeyse tamamlanmış olan Kuzey Akım 2 inşaatı, Almanya’yı son derece öfkelendirecek şekilde, durma noktasına geldi. Washington ile Berlin arasında şiddetlenen gerilimler, Münih’teki NATO Güvenlik Konferansı’nda gözle görülür durumdaydı.

Yunanistan, geçtiğimiz yıl imzalanan Türkiye-Libya anlaşmasına, Libya’nın Atina büyükelçisini protesto olarak sınır dışı ederek sert biçimde itiraz etti. Kathimerini, Yunan ve Kıbrıs Rum yönetimlerinin, “Türk komşunun projeyi durdurmak için herhangi bir girişimde bulunmasına karşı koymak” amacıyla EastMed anlaşmasına son halini vermekte acele ettiğini yazdı.

Yunanistan basınındaki haberlere göre, Türk savaş uçaklarının Yunan hava sahasını ihlal etme sayısında çarpıcı bir artış meydana geldi. Türk hekırları, Yunanistan’dan misilleme kışkırtacak şekilde, Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’nın ve gizli servisinin web sitelerini felç etti.

Bunlar, 1990’larda savaşın eşiğine gelmiş olan iki NATO üyesi arasındaki gerilimlerdir. Beyaz Saray, Yunanistan’ı ve Türkiye’yi aralarındaki anlaşmazlıkları çözmeye çağırdı. Bu tarafsızlık görüntüsüne karşın, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, geçtiğimiz Ekim ayında, ABD’nin Yunanistan’da yeni ve büyük askeri üsler kurmasına dair bir anlaşma imzalayarak, Washington’ın “Doğu Akdeniz’in güvenliğine yardımcı olmak için” bunlara ihtiyacı olduğunu söylüyordu.

Almanya’yı Ocak ayında Avrupalı güçleri Berlin’de toplayıp, görünüşte iç savaştan harap olan Libya’ya “barış getirmeyi” amaçlayan bir konferans düzenlemeye iten, Rusya’nın ve Türkiye’nin burada etki kazanacağından duyulan korkuydu. Berlin konferansı, daha önce Rusya ile Türkiye’nin arabuluculuğuyla yapılan ateşkesi süresiz olarak uzatmayı, milislerin terhis edilip silahsızlandırılmasını ve herkes tarafından ihlal edilen silah ambargosunu denetlemeyi kabul etti.

Bu sinik toplantı, Avrupalı güçlerin yağmacı çıkarlarını ileri sürmeleri için ülkeyi işgal etmelerinin yalnızca başlangıcı olabilir. AB dış politika şefi Josep Borrel, daha önce şunları söylemişti: “Eğer Libya'da bir ateşkes sağlanırsa, o zaman AB bu ateşkesin uygulanıp denetlenmesine yardım etmeye hazır olmalı. Örneğin bir AB misyonunun parçası olan askerlerle bunun yapılması imkan dahilinde.”

Borrel, Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada şunları ifade etti: “Biz Avrupalılar, askeri bir çözümde yer almak istemediğimiz için, askeri bir çözüm olmadığı inancıyla kendimize set çekiyoruz. Eğer Libya kıyılarında, İtalya kıyılarının önünde Rus ve Türk donanmalarından bir askeri üs çemberi olursa, kimse bundan çok mutlu olmayacaktır.”

Bundan birkaç gün sonra Fransa, çıkarlarını ileri sürmek için devreye girerek savaş gemilerini Ege Denizi’ne sevk etti ve bir Fransız-Yunan askeri ittifakının kurulduğunu duyurdu.

Fransa’nın da Trablus merkezli GNA’ya karşı doğu Libya’daki Hafter’i ve LNA’yı desteklemesi, onu İtalya ile çatışma içine sokuyor. Burada Fransız petrol devi Total’in önemli petrol çıkarları bulunurken, İtalyan petrol şirketi Eni, Libya’daki en büyük petrol ve doğalgaz üreticisi konumunda. Sahel bölgesindeki sömürgeci savaşlarında Hafter’in desteğine ihtiyaç duyan Fransa, Türkiye’nin Libya politikasını alenen suçluyor ve Türkiye ile bir savaşta Yunanistan’ı destekleme tehdidinde bulunuyor.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Berlin'de “verdiği sözleri tutmamakla” suçlayarak, “tam şu anda” Türk gemilerinin Suriyeli İslamcı paralı askerleri Libya’ya taşıdığını söyledi. “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Berlin konferansında verdiği apaçık taahhütleri ihlal ederek... Türk gemilerinin Libya topraklarına ulaştığını görüyoruz,” diyen Macron, “Bu, Avrupa’nın ve Sahel’in tüm sakinlerini tehdit ediyor,” diye ekledi.

Hafter’i destekleyen Mısır, Macron’la yaptığı görüşmeden sonra, Türkiye-GNA anlaşmasını Libya’ya “yasa dışı dış müdahale” olarak kınadı. Pazartesi günü, Berlin konferansından sadece birkaç hafta sonra, AB, ilk kez 2011’de uygulamaya konan silah ambargosunu yeniden tesis ederek, Libya’daki her iki hizbin de silaha ulaşmasını durdurmak adına, Doğu Akdeniz’de –Libya sularında değil ama uluslararası sularda– yeni bir deniz ve hava misyonu başlatma konusunda anlaşmaya vardı.

Hükümeti Libya’dan Avrupa’ya her türlü göçe karşı çıkan Avusturya Dışişleri Bakanı Alexander Schallenberg, bu misyonun Avrupa’ya girmeye çalışan göçmenleri desteklemeyeceğini ya da onlara yardım etmeyeceğini vurguladı: “Artık insani değil askeri bir misyon istediğimiz konusunda temelde bir görüş birliği var.”

Kuzey Afrika’yı da kapsayan Doğu Akdeniz, bütün emperyalist ve bölgesel güçlerin bölgenin zenginliğini, kaynaklarını ve nakliye rotalarını kontrol etme amacıyla kendi yağmacı hedeflerinin peşinde koşması nedeniyle, durmadan genişleyen çatışmaların odak noktası haline gelmiş durumda.

ABD Savunma Bakanı Mark Esper’in Münih Güvenlik Konferansı’nda uyardığı üzere: “Artık bir Büyük Güç Rekabeti devrindeyiz,” yani “düşük yoğunluklu çatışmadan uzaklaşıp, bir kez daha yüksek yoğunluklu savaşa hazırlanmalıyız.”

Sahne, Kuzey Afrika’ya ve Akdeniz’e egemen olma uğruna, potansiyel olarak üç kıtayı kapsayan patlayıcı çatışmalar için hazırlanıyor. Ancak Doğu Akdeniz, bu rakip stratejik çıkarların nükleer silahlı emperyalist devletler de dahil olmak üzere büyük askeri güçler arasında topyekûn bir çatışmaya yol açabileceği çok sayıda potansiyel parlama noktasından sadece biridir (birkaçını saymak gerekirse; Afrika Boynuzu, Güney Çin Denizi veya Arktik). Büyük güçlere kalırsa, insanlık için yıkıcı sonuçlarıyla birlikte tüm dünya oyundadır.