Belarus’taki kitlesel grevlerin ortasında Lukaşenko rejimi çöküşün eşiğinde

Andrea Peters
19 Ağustos 2020

Belarus’ta 9 Ağustos’taki tartışmalı devlet başkanlığı seçimlerinin ardından işçiler ülke genelinde greve giderken, Devlet Başkanı Aleksandr Lukaşenko hükümeti çöküşün eşiğinde bulunuyor. Pazartesi günü yüz binlerce insan başkent Minsk’te gösteri yaparken, fabrikalar ülke genelinde grevdeydi. Bir yandan tehdit ederken diğer yandan rakip aday Svetlana Tikhanovskaya’ya arka çıkan, NATO destekli muhalefet partilerine elini uzatmaya girişiminde bulunan Lukaşenko, Minsk’teki bir fabrikada konuşurken yuhalandı.

Bir genel grev çağrılarının ortasında, onlarca sanayi firmasında çalışan işçiler, Pazartesi günü iş bıraktılar. Greve gidilen firmalar arasında şunlar vardı: Minsk Traktör Tesisi, Minsk Tekerlekli Traktör Tesisi, Belarus Metalurji Tesisi, Naftan (petrokimya ürünleri), GrodnoAzot (kimyasal ürünler), Belarus Demiryolları, Minsk Metrosu, Belarus Otomobil Fabrikası, Minsk Otomobil Fabrikası, Minsk Elektroteknik Fabrikası, Terrazut (pencere ve kapı), Belaruskali (suni gübre, madencilik ve işleme), Belteleradiokompania (telekom).

Onlara, greve giden sağlık emekçileri, öğretmenler, madenciler, devlet televizyonu çalışanları, petrol işçileri, tekstil işçileri ve diğer kilit sektörlerden işçiler dahil oldu. Lukaşenko’nun daha önce bir “psikoz” olarak ciddiye almadığı koronavirüs karşısında izlediği politikaya toplumsal öfke büyüyor. Belarus’ta şimdiye kadar yaklaşık 70 bin kişi hastalığa yakalandı. Lukaşenko, Belaruslulara, gamsız bir şekilde, votka için ve “pozitif kalın” demişti.

Greve giden işçiler, Lukaşenko’nun istifasını ve yeni seçimlerin düzenlenmesini talep ediyorlar. Pazartesi günü traktör fabrikasındaki grevcilere hitap etmeye çalışan Lukaşenko, “Defol!” sloganlarıyla karşılaştı. Şu anda ülkede devam eden ve toplumsal açıdan farklı grupları içeren büyük gösterilere bu slogan hakim.

Bu hafta sonu grevcilere karşı paraşütçü birliklerini görevlendirmeyi gündeme getiren Lukaşenko, kendisini görevden uzaklaştırmak isteyen karşıtlarına yanıt olarak, “Beni öldürmeleri gerek,” dedi. Lukaşenko, milliyetçi bir tonla, otoriter yönetiminin ve COVID-19 pandemisi karşısındaki feci politikasının hep Belarus ulusunu savunmak için olduğunu iddia etti: “Sertliğimi bilirsiniz. Bilirsiniz ki ben sert olmasaydım, ülke de olmazdı.”

Bununla birlikte, Tikhonovskaya’nın aynı gün yaptığı “diyalog”, yeni bir anayasanın kabul edilmesi ve yeni seçimler düzenlenmesi çağrısını değerlendirebileceğinin de sinyalini verdi. Tikhonovskaya bunun “ülkenin sükûnete ve normalliğe dönmesini” sağlayacağını umduğunu belirtiyordu.

Lukaşenko, Minsk traktör fabrikasında şunları söyledi: “Yeni bir anayasa yapmalıyız. Onu bir referandumda onaylamanız gerekecek ve sonra, yeni anayasaya göre, eğer isterseniz parlamento seçimleri, devlet başkanlığı seçimleri ve yerel yönetim seçimleriniz olur.”

NATO güçleri, işçi sınıfı öfkesinin patlamasının sağcı muhalefetin denetimi altında kalmasını güvence altına almak için mücadele ediyor. Şu anda protestolara, “serbest ve adil seçimler”, demokrasi ve devlet şiddetinin son bulması vaatlerinde bulunan sağcı muhalefet yön veriyor.

Seçim sonucunu geçersiz ilan ettikten sonra Belarus’tan kaçan Tikhanovskaya, şimdi Litvanya hükümetinin koruması altında bulunuyor. Litvanya, diğer Baltık devletleriyle beraber, Lukaşenko’nun, yeni seçimlerin düzenlenme şartlarını görüşecek bir ulusal uzlaşma konseyine tabi olmasını talep ediyor.

Lukaşenko’nun muhalefete tavizler vermesi, devlet aygıtı içindeki desteğinin çökmekte olduğuna dair işaretlerin ortasında geliyor. İçişleri Bakanlığı, geçtiğimiz haftanın sonuna doğru, protestoculara yönelik şiddetli saldırılar için özür diledi ve tutuklanan bazı göstericileri serbest bırakmaya başladı. Belarus’un paramiliter iç güvenlik kuvvetleri OMON üyelerinin, protestocuların çağrılarına yanıt olarak silahlarını indirdiğine dair haberler var.

NATO’nun Belarus üzerine konuşan son devlet başkanı, “sarı yelekliler”e yönelik acımasız polis baskısı nedeniyle hem ülkede hem de dünya genelinde nefret edilen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron oldu. Macron şunları ifade ediyordu: “Avrupa Birliği, hakları, özgürlükleri ve egemenlikleri için barışçıl şekilde protesto gösterisi yapan yüz binlerce Belaruslu ile yan yana hareket etmeye devam etmelidir.”

Lukaşenko’nun seçimi büyük farkla kazandığı iddiasını kabul etmeyeceğini duyuran ve barışçıl protestoculara şiddetli saldırıları nedeniyle Belarus hükümetini kınayan AB, seçimi Svetlana Tikhanovskaya’nın kazandığını öne sürüyor. Tikhanovskaya, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, “ulusal lider” olarak görev yapmak üzere Belarus’a dönmeye hazırlandığını söyledi. Aynı gün, Alman hükümeti, Tikhanovskaya ile düzenli iletişim halinde olduğunu doğruladı.

Basında yer alan haberler, polis şiddeti nedeniyle Lukaşenko’yu ikiyüzlüce kınayan ABD hükümetinin, şu ikisinden birine karar vermeye çalıştığına işaret ediyor: Lukaşenko ile muhalefet arasında bir anlaşma sağlanmasını istemek ve Rusya’yla köprüleri atmaları için baskı yapmak ya da Lukaşenko’yu indirmek ve NATO’nun Doğu Avrupa genelinde Rusya’yı hedef alan askeri yığınağının parçası olarak Minsk’te rejim değişikliği düzenlemek.

Foreign Policy’de 12 Ağustos’ta çıkan bir yazıya göre, ABD’nin Belarus politikasına ilişkin Kongre içindeki anlaşmazlıklar, ülkeyle diplomatik ilişkileri yeniden tesis etme konusunda kriz öncesi planlarına devam edip etmeme üzerine odaklanıyor.

Washington’daki kargaşanın nedenlerinden biri, kuşkusuz, Belarus muhalefetinin birçok önderinin Moskova ile sıkı bağlara sahip olmasıdır. Viktor Babariko, Mayıs ayına dek, Rus devleti denetimindeki Gazprom’a ait Belgazprombank adlı bankayı yönetiyordu. Bir muhalefet politikacısı olmadan önce Belarus rejimiyle çoktandır süregelen bağları bulunan bir iş adamı olan Valery Tsepkalo, devlet başkanı adayı olmasının engellenmesinin ardından Nisan ayında Rusya’ya kaçmıştı.

Belarus’taki işçilerin karşı karşıya olduğu kritik sorun, Sovyet sonrası kapitalist hırsızlar yönetiminin (kleptokrasi) bütün hiziplerinden ve onların uluslararası müttefiklerinden bağımsız ve hepsine karşı mücadele etmektir. Lukaşenko, Stalinist rejimin 1991’de Sovyetler Birliği’ni dağıtıp kapitalizmi restore etmesi ile tetiklenen ekonomik krizin ortasında, 1994’te iktidara gelmiştir. Ne var ki, muhalefet, kapitalist restorasyon sırasında Stalinist bürokrasinin devlet varlıklarını çalıp yağmalamasından doğan aynı yozlaşmış oligarşinin rakip bir hizbini temsil etmektedir.

Lukaşenko, Rusya karşıtı medyada genellikle Putin’in sadık bir müttefiki olarak resmediliyor olsa da, Rusya ile Batı emperyalizmi arasında denge kurmaya çalışma konusunda uzun bir geçmişe sahiptir. 1996’da, ülke çapında serbest ekonomi bölgeleri oluşturmaya başladı ve özel yabancı şirketlerin düşük ücretli işgücüne vergiden muaf bir şekilde erişmesini sağladı. 2020 itibarıyla, bu bölgelerde 270 şirketin tesisleri bulunuyor. Lukaşenko hükümeti, 2000’lerin ortasında, Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) kredi alabilmek için bütçe kesintileri ve özelleştirmeler yapmaya başladı.

Aylık ortalama maaş sadece 500 dolarla Avrupa’daki en düşükler arasında. 2015’te uygulamaya konan bir “bedavacı vergisi”, altı aydan uzun süre işsiz kalanlara para cezası getiriyor. Eğer para cezası ödenmez ve kişi hâlâ işsizse, altı ay hapis cezasıyla karşılaşılıyor. Uzmanlar, hükümetin sadece yüzde 5 olduğunu iddia ettiği yoksulluk oranının gerçekte yüzde 20’ye yakın olduğunu tahmin ediyorlar.

Belarus Maliye Bakanı Maksim Yermoloviç, Nisan ayı ortasında, Belarus’un COVID-19’la başa çıkmak için IMF’ye başvurduğunu ve 500 ila 900 milyon dolar kredi alacağını açıkladı. Şiddetle devam eden bir pandeminin ortasında, büyük bütçe kesintileri geliyor.

Lukaşenko karşıtı muhalefet içindeki çeşitli bankerler, iş insanları ve siyasetçiler, işçi sınıfının sıkıntılarını değil; pandeminin feci bir şekilde idare edilmesine ve işçi sınıfı öfkesinin kabarmasına yol açan aynı politikaların devam etmesini temsil ediyorlar.

Belarus’ta faaliyet gösteren bütün siyasi güçler (resmi muhalefet, AB, ABD, Ukrayna ve Rusya), Belarus işçi sınıfının çoktandır devam eden ekonomik ve sosyal sıkıntılarının patlamasıyla dehşete kapılmıştır. Belarus’taki kitlesel grevler burjuvazi için daha da endişe vericidir; zira aynı nedenler Avrupa ve dünya genelinde büyüyen grevleri ve protestoları tetikliyor. ABD başta olmak üzere NATO ülkeleri de pandemi karşısında işçilerin hayatlarını açıkça hiçe sayan bir politika izlemiştir.

COVID-19’la mücadele etmek için gerekli kaynakların edinilmesi, NATO’nun Rusya’ya karşı savaş yöneliminin durdurulması ve demokratik hakları koruyan bir rejimin kurulması, Sovyetler Birliği’ndeki kapitalist restorasyondan doğan siyasi düzene muhalefet temelinde, işçi sınıfının iktidar uğruna birleşik, uluslarararası mücadelesini gerektirmektedir. Bu, Stalinizmin eski Sovyetler Birliği’ndeki ve dünya genelindeki ulusalcı ve karşıdevrimci mirasına karşı Troçkist hareketin verdiği sosyalist ve enternasyonalist mücadeleye yönelmek demektir.