Hükümet COVID-19 krizinin üstünü örtmeye çalışırken işçilerin öfkesi büyüyor

Barış Demir ve Çetin Akın
28 Ağustos 2020

Koronavirüs, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin 1 Haziran’da burjuva muhalefet partilerinin ve sendikaların desteğiyle ekonomiyi geri açmasından sonra yayılmaya devam ediyor.

Egemen sınıfın çıkarları doğrultusunda ölümcül işe geri dönüş kampanyasının başlatılmasından beri, koronavirüs pandemisi, dünyanın dört bir yanında olduğu gibi Türkiye’de de kontrolden çıkmış durumda. Türkiye’deki toplam resmi vaka sayısı 261 bini geride bırakır ve ölü sayısı 6.150’yi geçerken, Salı günü günlük vaka sayısı 1.502 ile 15 Haziran’dan bu yana en yüksek seviyeye çıktı.

Pandemi işyerlerine yayılırken, şirketlerin ve yetkililerin hastalığa yakalanan işçileri bile çalışmaya zorlaması işçiler arasındaki muhalefeti arttırıyor.

Artvin Valiliği, artan COVID-19 vakalarını gerekçe göstererek Yusufeli Barajı ve hidroelektrik santrali (HES) inşaatında çalışan işçilerin şantiye alanında tutulmalarına karar verirken, işçiler Salı günü karara tepki göstererek iş bıraktılar.

Sendika.org’un haberine göre bir işçi şunları söylüyordu: “Bu süreçte çıkış isteyen işçiler oldu. Ancak izin vermediler ve ‘İhbar tazminatınızı alamazsınız, işsizlik maaşınızı alamazsınız’ diyerek tehdit edilenler olduğunu duyduk. Bugün de şantiyede kalınmasını valilik eliyle dayattılar.”

Geçtiğimiz ay da Çanakkale’deki Dardanel fabrikasında, 40’tan fazla işçinin koronavirüs testinin pozitif çıkmasının ardından bütün işçiler 14 gün fabrikada çalışmaya zorlanmıştı. Söz konusu kararın hem valilik hem de kentin Cumhuriyet Halk Partili (CHP) belediye başkanlığı tarafından onaylanmış olması, hükümet ile sözde muhalefet partilerinin işçiler pahasına gerici işbirliğini gözler önüne seriyordu.

Öte yandan Türkiye’nin çeşitli illerinden işyerlerine ait salgın haberleri artarak gelmeye devam ediyor:

Diğer yandan pandemiden en çok etkilenen kesim olan sağlık emekçileri arasında da hükümetin politikalarına yönelik öfke büyüyor. Diyarbakır Sağlık Platformu’nun geçtiğimiz günlerde kentteki sağlık emekçilerinin durumuna ilişkin açıklamasına göre, Diyarbakır’da toplam 476 sağlık emekçisi COVID-19’a yakalanırken bu vakaların 130’u son iki hafta içerisinde tespit edildi.

Diyarbakır’daki sağlık emekçileri, 20 Ağustos’ta, zorlu çalışma koşullarına dikkat çekmek için bir saat iş bıraktılar. Sağlık emekçileri yaptıkları açıklamada şunları ifade ettiler: “Son bir hafta içerisinde Diyarbakır’da ve Urfa’da 2 tane hekim arkadaşımızı, bir sağlık teknisyeni, taşeron kadrosunda çalışan bir arkadaşımızı ne yazık ki bu dönemde kaybettik.”

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Batman Şubesi Eş Başkanı Deniz Topkan, bugüne kadar, kentte bulunan 3.500 sağlık emekçisinin 700’ünün testinin pozitif çıktığına dikkat çekti. Yoğun vaka artışı nedeniyle sağlık sisteminin yetersiz kaldığını ifade eden Topkan, 350 yataklı hastanede kapasitenin 450’ye çıkarılmasına rağmen yetersiz kaldığını, geçen hafta 7 kişinin yoğun bakım sırası beklerken yaşamını yitirdiğini söylüyordu.

İşyerlerindeki vaka sayısına ilişkin haberler ancak işçiler tarafından sosyal medyada paylaşılarak yayılıyor. Şirket medyası bu haberlere yer vermez ve siyaset kurumunun arkasında hizaya geçerken, sendikalar özellikle işyerlerindeki vaka sayılarının saklanmasında yetkililer ve şirketler ile işbirliği içindeler. İşçiler hastalığa yakalanıyor, hatta hayatlarını kaybediyorlar ancak şirket yönetimleri ve sendikalar işçilere işyerindeki COVID-19 durumunu açıklamayı reddediyor.

İzmir’de bulunan ve yaklaşık 3 bin işçinin çalıştığı BMC Otomotiv fabrikasında, işçiler geçtiğimiz hafta pozitif vaka sayısının 12’den en az 70’e yükseldiğini ve bu nedenle üretimin durduğunu söylerken, Türk Metal İzmir Şube Başkanı Mürsel Öcal fabrikada vaka olduğunu kabul etmemişti. Öcal’ın duruma ilişkin “İzmir’de fabrikalar en güvenilir yerler” açıklaması yapması, egemen sınıfın ve onun bütün hizmetçilerinin işçilerin hayatlarına yönelik umursamazlığını bütün çıplaklığıyla ifade etmektedir.

Bilim insanlarına ve sağlık uzmanlarına göre, Sağlık Bakanlığı’nın rakamları, gerçek vaka ve ölüm sayılarının çok altında bulunuyor ve toplumun geniş kesimlerinin gözünde bir inandırıcılığı bulunmuyor. Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) şubelerinin açıkladığı sadece birkaç şehre ait günlük rakamların toplamı bile Sağlık Bakanlığı verilerini aşıyor.

Birçok doktor, sağlık emekçisi ve hasta yakını, hastalığa yakalanan çok sayıda insanın COVID-19 tedavisi sırasında hayatını kaybettiğini; ancak ölümlerinin kayıtlara başka nedenler olarak geçtiğini bildiriyor. Hastanelerdeki yoğun bakım ve entübe hasta sayıları artarken, Sağlık Bakanlığı, iki ayı aşkın süredir günlük ölü sayısının 18 ila 24 arasında olduğunu iddia ediyor. Çeşitli illerden sağlık emekçileri sosyal medyada durumun hiç bu kadar kötü olmadığını belirtiyorlar. Ancak resmi rakamlar, Türkiye’de kaydedilen en kötü dönemin hâlâ çok gerisinde.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Üyesi Dr. Halis Yerlikaya, 25 Ağustos’ta yaptığı bir açıklamada şunları söylüyordu: “Bakanlığın verilerinin neredeyse yarısı Diyarbakır’dan çıkan rakamlardır… Bakanlığın vaka sayısını 1.200-1.300 olarak açıkladığı gün Diyarbakır Tabip Odası sadece Diyarbakır’da 601 kişinin testinin pozitif çıktığını açıkladı. Şeffaf olunup gerçekler açıklanırsa, toplumun refleksi ve davranış biçimi belki ona göre gelişecektir.”

Vaka sayısındaki artışa, uzmanların önümüzdeki aylarda pandemide artış olacağına dair uyarılarına ve Amerika ile Avrupa’da yaşanan feci örneklere rağmen, hükümet 21 Eylül’de okulları açmaya hazırlanıyor. Ekim ayında ise futbol maçlarının seyircili oynanması planlanıyor.

Hükümetin son on yıllarda bir hayli teşvik edip yaygınlaştırdığı özel okullar 17 Ağustos’ta açılırken, devlet okulu öğretmenleri “seminer” süreci adı altında Pazartesi günü okullara gitmeye başladılar. Hükümet, ekonomiyi açmasının bir parçası olarak bütün okulları açmak istiyor.

Daha önce devlet okullarının 1 Eylül’de planlanan açılışları, toplumdaki muhalefet nedeniyle 21 Eylül’e ertelenmek zorunda kalındı. Bu ayın başında, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen), ülke genelinde 2.239 öğretmenle yaptığı “Pandemi Koşullarında Eğitim Araştırması”nın sonuçlarını açıkladı. Ankete katılanların ezici çoğunluğu (yüzde 96,4), “pandemi sürerken eğitim öğretimin başlatılması halinde, kendisi ve ailesinin sağlığının tehdit altında olacağını” düşünüyordu. Eğitim-Sen’in Perşembe günü yaptığı açıklamaya göre, seminerlerin başladığı 80 okulda koronavirüs vakası tespit edilmiş durumda.

Dünya genelinde egemen sınıfların pandemi karşısında izlediği ölümcül politika nedeniyle COVID-19 yayılır ve yüz binlerce insan hayatını kaybederken, işçi sınıfı için ileriye giden tek yol, harekete geçmektir. Türkiye ve dünya genelinde, öğretmenler ve sağlık emekçileri dahil olmak üzere bütün işçiler, hayatları kurtarmak için, kapitalizm yanlısı sendikalardan bağımsız iş güvenliği-taban komiteleri kurmalılar.