Yunanistan, Türkiye ile savaş gerilimlerinin ortasında Fransa’dan silah alıyor

Alex Lantier
15 Eylül 2020

Yunanistan’ın muhafazakâr Başbakanı Kiriakos Miçotakis, Cumartesi günü yaptığı açıklamada, Fransa’dan milyarlarca avroluk silah satın alınacağını ve Yunan ordusunun boyutunun büyük ölçüde genişletileceğini duyurdu. Avrupa Birliği’nin (AB) geçtiğimiz on yılda milyarlarca avroluk sosyal harcama kesintileriyle harap ettiği bir ülkenin askeri harcamalarındaki bu büyük artış, Yunanistan’ın Türkiye ile süregiden askeri açmazında önemli bir tırmanışa işaret etmektedir.

Miçotakis, Yunanistan’ın 18 Rafale savaş uçağı, deniz helikopterli dört fırkateyn ve büyük miktarda tanksavar silahı, torpido ve füze satın alacağını belirtti. Ayrıca Fransız firmalarından, hâlihazırda hizmette olan dört Yunan fırkateynini modernize etmeleri istenecek. Miçotakis, son olarak, Yunan silahlı kuvvetlerine en az 15 bin asker daha alınacağını söyledi.

Miçotakis, Selanik’te yaptığı konuşmada, “Silahlı kuvvetlerimizi sağlamlaştırma zamanı geldi. … Bu, ulusal bir kalkan oluşturacak önemli bir program,” dedi.

Söz konusu satış, Atina ile Ankara bölgedeki karasuları ve deniz altı petrol kaynakları üzerine rakip hak iddialarında bulunurken, Yunan ve Türk savaş gemileri arasında Doğu Akdeniz’de aylardır artan tehditlerden ve geçtiğimiz ay yaşanan doğrudan bir çarpışmadan sonra gerçekleşiyor. Bu çekişmede Paris, saldırgan biçimde Atina’yı destekliyor; Türkiye’nin Yunanistan karşısındaki sayısal üstünlüğünü dengelemek üzere Doğu Akdeniz’e savaş gemileri ve savaş uçakları göndermiş durumda.

Paris ayrıca Türkiye’nin Afrika’daki, özellikle de Libya’daki konumunu zayıflatmaya çalışıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Libya’da savaş ağası Halife Hafter’i desteklerken, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (GNA) destekliyor. Hafter ve GNA, hâlihazırda Libya’da, NATO’nun 2011’deki savaşıyla tetiklenen on yıllık iç savaştaki iki ana hizbe önderlik ediyor.

Perşembe günü Macron, Korsika şehri Ajaccio’da Med7 zirvesinde güney Avrupa’dan İtalya, İspanya, Portekiz, Yunanistan, Malta ve Kıbrıs devlet başkanlarıyla bir araya geldi. Güney Avrupalı devletleri, yeni bir AB kurtarma fonu arayışı çerçevesinde COVID-19 pandemisini tartışmanın dışında, Fransa’nın on yıl önce Berlin tarafından veto edilen Akdeniz Birliği planlarını yenilemeyi taahhüt ettiler. Ayrıca Türkiye’nin Yunanistan veya Kıbrıs tarafından da hak iddia edilen sulardaki iddialarına ortak eleştiriler getirdiler.

Med7 devletleri, yaptıkları açıklamada, “Avrupa Birliği, üye devletleri ve güney komşularımız arasındaki güney ortaklığını yenileme” çağrısında bulunarak şunu eklediler: “Akdeniz Birliği’nin 27 Kasım’daki bölgesel forumunu dört gözle bekliyoruz.” Ayrıca Afrikalı sığınmacıların Avrupa’ya ulaşmasını engellemek için Sahel bölgesindeki politikayı koordine etme ve Fransa’nın Mali’de devam eden kanlı savaşına yardımcı olma sözü verdiler.

Med7 devletleri, AB’nin COVID-19 pandemisi sırasında mali aristokrasiyi zenginleştirmek için kabul ettiği trilyonlarca avroluk banka ve şirket kurtarma paketlerini “alkışlama”nın yanı sıra, Türkiye’yi eleştirdiler: “Türkiye’nin egemenliklerine tekrar tekrar yönelttiği tehditleri ve saldırgan tedbirleri karşısında Kıbrıs’a ve Yunanistan’a tam desteğimizi yineliyoruz.”

Zirve sırasında düzenlenen basın toplantısında, Macron, Türk hükümeti “bugün kabul edilemez bir şekilde davranıyor” ve “niyetlerini netleştirmeli,” diye konuştu. Macron ayrıca, Med7 devletleri açısından “Türkiye, artık Akdeniz bölgesindeki bir ortak değildir,” diye ekledi.

Cumartesi günü, Erdoğan, buna, Fransa’nın bölgedeki yeni sömürgeci politikalarını eleştirerek yanıt verdi ve doğrudan Fransa cumhurbaşkanını hedef aldı: “Sayın Macron, senin şahsımla daha çok sıkıntın olacak… ‘Bak, senin tarih bilgin de yok’ dedim. Sen Fransa’nın tarihini de bilmiyorsun. Önce Türk milletiyle uğraşma, Türkiye’yle uğraşma.” Fransa’nın 1954-1962 yılları arasında Cezayir’deki kanlı sömürge savaşına ve 1994’te Ruanda’da 800 bin insanın öldürüldüğü soykırımdaki suç ortaklığına değinen Erdoğan, “Siz bize insanlık dersi veremezsiniz,” diye ekledi.

Erdoğan, Yunanistan’ı Fransa’nın politikasını takip etmemeye çağırarak, “Yanlış iş yapıyorsunuz, bu yollara girmeyin. Hepten yalnız kalırsınız,” dedi ve “… komşuluğun hakkını ver, yanlış yollara girme. Hamdolsun biz kendi kararımızı kendimiz veriyoruz… Gerektiğinde her türlü mücadeleye girebilen bir Türkiye var artık,” diye ekledi.

Tüm bu açıklamalar, NATO ittifakının derinleşen çöküşünün ve Doğu Akdeniz’de artan askeri gerilimlerin ortasında büyüyen savaş tehlikesine işaret etmektedir.

Fransa’nın Yunanistan’ı silahlandırması ve Türkiye’yle gerilimlerinin artması, 1991’de Stalinist bürokrasinin SSCB’de kapitalizmi restore etmesinden beri Balkanlar’da ve Ortadoğu’da yürütülen savaşların sonucudur. Petrol ve doğalgaz zenginliklerine ve ticaret rotalarına erişim konusunda, NATO’nun 2011’de Libya ve Suriye’de başlattığı savaşlarla dizginlerinden boşaltılan sert mücadele, patlayıcı sonuçlar doğuruyor. Fransa, sözde NATO “müttefiki” olan Türkiye’yi yalıtmak ve tehdit etmek için Yunanistan, Kıbrıs, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni kapsayan bir ittifak oluşturuyor.

Türkiye’de işçileri hedef alan acımasız bir sürü bağışıklığı politikasıyla itibar kaybeden Erdoğan yönetimi ise, ülke içinde büyüyen muhalefeti sınırlamak için popülist, sözde “anti-emperyalist” bir duruş sergilerken, petrol ve doğalgaz kaynakları üzerinde saldırgan biçimde hak iddiasında bulunuyor. Ancak bu duruşun içi boştur: Türkiye’nin Libya’daki GNA vekilleri, NATO’nun Libya’da başlattığı ve Erdoğan’ın da nihayetinde destek verdiği yeni sömürgeci savaşın resmi olarak tanınan ürünüdür.

En önemlisi, Yunanistan’ın askeri teçhizatında büyük bir artış yapmak için milyarlarca avro harcayacak olması, bu gerici savaş tehditlerinin bedelinin işçi sınıfı tarafından karşılandığının altını çizmektedir. AB, 2008’den beri on milyarlarca avroluk kemer sıkma programları uygular ve gerçek gelir düzeylerini ortalama yüzde 30-40 düşürürken, Atina buna rağmen yalnızca topyekûn bir bölgesel savaşta kullanılabilecek olan silahlara harcayacak milyarlar bulacağına söz veriyor.

Washington’ın Çin’e karşı savaş tehditleriyle ve COVID-19 pandemisiyle bağlantılı küresel jeopolitik gerilimlerin arttığı koşullarda, bu tür bir çatışma riski hızla artmaktadır. Rus savaş gemileri ve uçakları Doğu Akdeniz’de bir kıyı şeridi bulunan Suriye’de faaliyet gösterirken, bu gerilimler bölgeyle doğrudan doğruya ilişkilidir.

Cuma günü Çin birliklerinin Kafkaslar’da Rusya, İran, Pakistan, Myanmar, Ermenistan ve Pakistan silahlı kuvvetleriyle ortak askeri tatbikatlara katılacağının duyurulması, bölgede artan büyük güç gerilimlerinin bir belirtisidir. Tatbikatlara tanklar ve muharebe araçlarının yanı sıra 80 bin asker katılacak.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Taliban ile Afganistan üzerine görüşmelere katıldığı Katar’dan dönerken Cumartesi günü Kıbrıs’a gitti ve burada Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis ile bir araya geldi. “Doğu Akdeniz’de çok önemli gelişmeler oluyor” diyen Pompeo, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yunanistan’ın ve Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’de yetki alanına sahip olduğunu iddia ettiği bölgelerde Türkiye’nin devam eden doğal kaynak arama faaliyetlerinden derin endişe duyuyoruz.”

Pompeo, Washington ile Paris’in bölgede artık farklı ve çelişen politikalar izlediğinin bir işareti olarak, NATO içindeki gerilimleri yatıştırma çağrısı yaptı: “Artan askeri gerilimler, Atlantik ötesi birlik içinde bölünme görmek isteyen düşmanlardan başka kimse için yararlı olmaz.”

Ne var ki bu, barışçıl bir politika çağrısı değildi. Suriye’de ABD ve Rus askerleri arasında süregiden açmazın ortasında, Kıbrıs’ın Rusya’yla çoktandır devam eden ilişkilerini kesmesini talep eden Pompeo, Anastasiadis’e şunları söyledi: “Kıbrıs limanlarında duran tüm Rus savaş gemilerinin Suriye’de insani görevler yürütmediğini biliyoruz ve Kıbrıs’tan ve cumhurbaşkanından kaygılarımızı dikkate almalarını istiyoruz.”

Büyük bölgesel ve küresel güçler arasında artan kaos ve bölünmeler, işçileri uluslararası ölçekte savaş karşıtı sosyalist bir hareket içinde birleştirmenin aciliyetini vurgulamaktadır.

Ayrıca bakınız:

Doğu Akdeniz’de bir Yunanistan-Türkiye savaşına hayır!

[12 Eylül 2020]