Livio Maitan (1923-2004): Eleştirel bir değerlendirme

İkinci Bölüm: Castro, Che Guevara ve silahlı mücadele

Peter Schwarz
15 Ekim 2020

Bu, Eylül 2004’te 81 yaşında Roma’da ölen Livio Maitan’ın siyasi kariyeri üzerine üç bölümlük bir yazı dizisinin ikinci bölümüdür. Maitan, Ernest Mandel ile beraber, uluslararası revizyonist bir eğilim olan Dördüncü Enternasyonal Birleşik Sekreterlik’in en bilinen temsilcilerinden biriydi.

| Birinci Bölüm | İkinci Bölüm | Üçüncü Bölüm |

Birleşik Sekreterlik bir yandan Doğu Avrupa’da ve Batılı sanayileşmiş ülkelerde yeni bir sosyalist atağın Stalinist partilerin saflarından gelmesini beklerken, diğer yandan gelişmekte olan ülkelerde ve Latin Amerika’da ümitlerini küçük burjuva ulusalcılarına bağladı. Her iki beklentinin ortak yanı ise Dördüncü Enternasyonal’in önderliğinde, işçi sınıfının bağımsız bir seferberliğinin dışlanması ve inisiyatifin diğer toplumsal güçlere bırakılmasıydı.

Pablocular, Çin söz konusu olduğunda Mao Zedung’un köylü ordularını övdüler. Pablo, 1950’lerde, kişisel olarak kendisini Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FLN) emrine verdi ve FLN’in zafere ulaşmasından sonra, Afrika’daki ve bütün dünyadaki ulusal hareketlerle ilişkileri koordine etmek üzere, Ahmed Bin Bella’nın kurduğu ilk Cezayir hükümetine katıldı.

1959’da Fidel Castro’nun gerilla güçleri Küba’da Batista diktatörlüğünü devirince, Pablocular Küba devriminin hararetli taraftarları haline geldiler. Küba’da bir işçi devleti kurulduğu iddiası, Pablocuların, 1953’te Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin kurulmasına önayak olmuş olan Amerikan Sosyalist İşçi Partisi (SWP) ile yeniden birleşmelerinin temelini oluşturdu.

Castro rejimi tarafından uygulamaya konulan ulusallaştırmaların Küba’yı bir işçi devletine dönüştürdüğü iddiası, Marksist sosyalizm düşüncesinden tam bir kopuşu temsil ediyordu. Eğer gücünü büyük ölçüde köylülerden alan küçük burjuva gerilla önderleri ortada işçi iktidarının en temel organları bile yokken bir işçi devleti kurabiliyorlarsa, bu durumda Marksizm tarafından geleneksel olarak işçi sınıfına atfedilen, sosyalist devrimde oynayacağı bağımsız ve bilinçli rol düşüncesi yanlış demekti.

Ayrıca Pablocular, Troçki’nin her zaman öne çıkardığı, sosyalist devrimin uluslararası karakterini de göz ardı ettiler. Tarihsel olarak bakıldığında, sosyalizm kapitalizme göre insan toplumu açısından daha yüksek bir gelişme düzeyini temsil eder. Kapitalizm, daha şimdiden üretici güçleri ulus devlet çerçevesinin ötesine geçecek biçimde geliştirmiş durumda ve sosyalist bir toplum, erişilmiş olan bu gelişme düzeyinden geriye gidemez. Bu nedenle, Stalinist “tek ülkede sosyalizm” inşa etme teorisi bütünüyle yanlıştır.

Bu Marksist ve enternasyonalist bakış açısıyla ele alındığında, Castro rejimi tarafından uygulanan ve o yıllarda diğer ulusalcı hükümetler tarafından uygulamaya konulan benzer önlemlerden temelde faklı olmayan ulusallaştırmalar ikinci derecede önem taşıyordu. Daha önemli olan soru, Küba devriminin uluslararası sosyalist devrimin gelişimi için bir başlangıç noktası sağlayıp sağlamadığıydı. Bu açıdan, Küba’da yaşananların sonuçları çok yıkıcı oldu.

Pablocular sadece Castro’nun Küba’sını bir işçi devleti olarak övmekle yetinmiyorlardı. Küba modeli kırlardan yürütülen gerilla mücadelesi bütün Latin Amerika’ya aktarıldı—bu, Troçkist hareket için korkunç derecede yıkıcı sonuçlara yol açtı. Che Guevara, 1965 yılında Küba’dan Bolivya’ya, orada bir gerilla mücadelesi başlatmak üzere gittiğinde, Birleşik Sekreterlik Che Guevara’ya tam destek sözü verdi ve Bolivya şubesi gerillalara katılmaya hazır olduğunu açıkladı. Küba’da, 1967 yılında gerçekleştirilen bir Latin Amerika dayanışma konferansında Birleşik Sekreterlik, “sosyalizme giden yolda silahlı mücadelenin vazgeçilmez rolü”nü [8] ilan eden Amerikan SWP’sinden Joseph Hansen tarafından temsil edildi.

Birleşik Sekreterlik, 1969’da yapılan 9. Dünya Kongresi’nde hiçbir yanlış anlamaya yer bırakmayacak şekilde şu açıklamayı yapıyordu: “Latin Amerika için ana ve tek gerçekçi perspektif, uzun yıllar sürebilecek bir silahlı mücadeledir. Bu nedenle teknik hazırlık sadece devrimci çalışmanın bir cephesi olarak değil fakat temel cephesi olarak görülmelidir… İnisiyatif açıkça dışarıdan gelecek ya da (Che’nin Bolivyalı gerillalarında olduğu gibi) tek yanlı olacak olsa bile, gerilla mücadelesi bütün bir dönem boyunca ana ekseni oluşturmaya devam edecektir.” [9]

Bu anlayış, silahlı mücadelenin yüceltilmesi adına Troçki’nin sürekli devrim teorisini kurban etti ve devrimci faktör olarak proletaryanın yerine Kalaşnikof ve el bombasını koydu. Bu perspektif kulağa ne kadar kana susamış ve radikal görünse de, bu yalnızca Pablocuların derin karamsarlığının ve işçi sınıfını küçümsemelerinin bir ifadesiydi. Ve bu, işçi sınıfının bütün Latin Amerika çapında hızla büyüdüğü ve radikalleşmekte olduğu bir dönemdi.

Birleşik Sekreterlik’in perspektifini ciddiye alan herhangi birinin şehirlere sırtını dönmesi ve kırsal kesimdeki gerilla mücadelelerini desteklemesi gerekirdi; tıpkı bunu yapıp çok ağır bir bedel ödeyenler gibi. İyi niyetli olarak Birleşik Sekreterlik’e yönelmiş olan birçok genç, kentlerdeki işçi sınıfından yalıtılmış olarak güçlü bir orduyla karşı karşıya geldi ve bu orduya av oldu.

1970’lerin başlarında Arjantin’de, Birleşik Sekreterlik’in basını, Devrimci İşçi Partisi’nin (PRT-ERP) büyük boyutlu silahlı eylemlerine alkış tuttu ve bu örgüt Maoculuğa sürüklenmeden önce onu resmi şubesi olarak kabul etti. PRT-ERP en sonunda ordu tarafından bütünüyle yok edildi.

Livio Maitan, bu siyasi hattın geliştirilmesinde ve yaygınlaştırılmasında önemli bir rol oynadı. Birleşik Sekreterlik’te, Latin Amerika ve Çin uzmanı olarak kabul ediliyordu ve bu alanlardaki parti önergelerinin hazırlanmasında doğrudan yer aldı.

Birleşik Sekreterlik ile bu konuda fikir ayrılığı yaşayan Çinli Pablocu Peng Şuzi’ye göre Maitan, 1968’de Birleşik Sekreterlik yürütme komitesinin gerilla stratejisinin arkasına geçmesini haklı gösteren bir belgenin yazarıydı. [10] Maitan ve Mandel, 1969 Dünya Kongresi’nde gerilla stratejisinin en aktif savunucularıydılar; bununla birlikte, bu strateji delegelerin yaklaşık olarak üçte biri tarafından reddedildi.

1997’de Birleşik Sekreterlik’in resmi yayın organı Inprecor’da, Maitan’ın Che Guevara’nın 30. ölüm yıldönümü nedeniyle yazdığı, örgütün o yıllardaki düşüncelerini eleştirel olmayan bir biçimde özetleyen bir makale yayımlandı. Makale, Che Guevara’yı öven bir ilahiydi. Makalede Che Guevara, Birleşik Sekreterlik’in yayınlarından yapılan çeşitli alıntılarla, “sosyalist devrimin uluslararası karakteri” ile aşılanmış ve “yeni devrimciler kuşağının sembolü” haline gelmiş “mükemmel bir sosyalist” [11] olarak gösteriliyordu.

1968 ve sonuçları

Maitan’ın Latin Amerika’daki gerilla mücadelesine verdiği destek, İtalya’da doğrudan bir etki yarattı. Bu, 1970’lerde sola egemen olan siyasi kafa karışıklığına hatırı sayılır ölçüde katkıda bulundu ve o yıllarda on binlerce taraftarı olan, silahlı mücadeleyi destekleyen çok sayıda Maocu ve anarşist grubun ortaya çıkmasına yol açtı.

İtalya’da gençliğin ve işçi sınıfının 1960’lı yılların ortalarında başlayan ve 1970’li yıllarda devam eden radikalleşmesi, keskin bir biçimde sağa kaymış olan İtalyan Komünist Partisi (PCI) ile şiddetli çatışmaların yaşanmasıyla sonuçlandı. 1972’de, Enrico Berlinguer partinin önderliğine geçti. Berlinguer’in izlediği –Moskova’dan daha keskin bir biçimde uzaklaşma ve sosyal demokrasi ile uzlaşma sinyali veren– “Avrokomünist” hat, başlangıçta Birleşik Sekreterlik tarafından şevkle desteklendi. Ne var ki bu politikanın sağcı içeriği çok açıktı. Berlinguer, Hristiyan Demokratlar ile “tarihi uzlaşma” ve hükümete girme amacındaydı. 1976’dan 1979’a kadar, parti kabinede temsil edilmemesine karşın, PCI’nin meclisteki grubu hükümet kampını destekledi.

İtalya’nın en çok tanınmış “Troçkist”inin, bir yandan protesto hareketi içinde yaygın olan Mao ve Che Guevara ile ilgili yanılsamalara destek verirken öte yandan PCI’nin “yenilenmesine” umut bağlaması, yeni kuşağın politikaya Dördüncü Enternasyonal’in gerçek Marksist perspektifleri ile girmesinin önünü kesti.

Maitan’ın kendi örgütü, Gruppi Comunisti Rivoluzionari (Devrimci Komünist Grup, GCR) hiçbir zaman önemli bir etki gücü elde edemedi. Örgütün üye sayısı hiçbir zaman için 200’ün üzerine çıkmadı ve bütün tarihi boyunca seçimlere sadece bir kere, 1980 yılında bağımsız olarak katıldı.

Bununla birlikte, Maitan’ın etkisini küçümsememek gerekir. On yıllar boyunca, GCR’den binlerce üye geçti. 1970’lerin kafası karışık radikal gruplarında önde gelen bir rol oynamış olanların birçoğu, bir zaman Maitan’ın okulundan geçmişti. Bunların birçoğu 1990’larda Rifondazione Comunista’nın çatısı altında, kendilerini Maitan’la tekrar bir arada bulacaklardı.

1968’de, öğrenci isyanının en yüksek noktasında Maitan, geçici olarak kendi örgütünün kontrolünü yitirdi. GCR’de çoğunluk PCI içindeki siyasi çalışmayı sona erdirmeyi ve kendiliğinden gelişen hareket içinde erimeyi istiyordu. Bunlar sadece PCI’ye yönelmiş olmaya değil fakat aynı zamanda herhangi bir örgütsel biçim altında Troçkizm iddiasında bulunmaya da karşı çıkıyorlardı. GCR’nin kongresinde çoğunluğun konuşmacılarından biri, bu tasfiyeci hattı şu sözlerle savunuyordu: “Troçkist miras şimdi bütün devrimcilerin ortak mirası ve onun savunusu bir örgütün var olma nedeni olamaz.” [12]

Maitan, PCI içinde yürütülen çalışmaya derhal son vermeye hazır değildi fakat gerekli olursa başka bir yöneliş göstereceğini muhaliflerine itiraf etti. Kongre’de muhaliflerine cevap verirken örgütün bir fetiş haline getirilmemesi gerektiğini ve önceliğin “taze yenilikçilere doğru yönelmek” olması gerektiğini söyledi ve şunları ekledi: “Bir gün İtalya’da bizimkinden daha büyük ve kitle hareketlerine önderlik edebilen devrimci bir eğilim geliştiğinde, bizler doğru olduğunu düşündüğümüz kriteri kullanacağız. Özel evlat gibi davranmayacağız ve böyle bir hareketin başarısına katkıda bulunabileceğiz… Ancak böyle bir durum söz konusu değil.” [13]

Hem Maitan’ın hem de muhaliflerinin benimsediği tutum, işçi sınıfının bağımsız hareketinin Dördüncü Enternasyonal’in bayrağı altında gelişimini dışlıyordu. Bölünme meselesi, PCI vagonundan atlayıp küçük burjuva protesto hareketine yönelmek için zamanın uygun olup olmadığına dair bir taktik sorunu çerçevesinde dönüp durdu.

Çoğunluk daha sonra açıkça Maoculuğa bağlılığını ilan edecek olan Avanguardia Operaia grubunu kurdu. Bu grup, Dördüncü Enternasyonal’i reddedişini, DE’nin Troçkistlerin “Maoculuk ve Castroculuk gibi nesnel olarak solcu akımlarla” bir araya gelerek büyümesinin yolunu tıkadığını söyleyerek açıkladı.

Çoğunluğun içinden bir başka kesim, Il Manifesto grubuna yöneldi. PCI’nin esas olarak aydınlardan oluşan muhalif önderlerinin 1969’da oluşturdukları bu grup, PCI’nin Palmiro Togliatti geleneğindeki önceki görüşlerinin, Frankfurt Okulu’nun kavramlarının ve Maocu düşüncelerin bir karışımını savunuyordu. Bugün bu gruptan geriye bir tek aynı isimle yayımlanan bir günlük gazete kalmış durumda.

Azınlık tarafından desteklenen Maitan, kısa bir süre sonra PCI içinde çalışmayı bırakacak ve yeni oluşmakta olan radikal gruplarla ilişkiye girmeye çalışacak olan GCR’yi yeniden kurdu. Birleşik Sekreterlik, 1969’da yapılan 9. Kongre’sinde, doğru yönelişin “kitlesel etkiye sahip yeni öncüler” olduğunu karar altına almıştı. Aynı kongre, Latin Amerika’daki silahlı mücadeleye desteğini belirtti. Maitan bu kongrede Çin Kültür Devrimi üzerine bir önerge sundu.

Önceleri, Maitan, PCI muhaliflerinin çıkardığı Il Manifesto’yla yakın işbirliği içine girebilmek için de çaba harcadı. 1972 yılında şöyle yazıyordu: “Devrimci solla birlikte büyümeye destek verme politikamızda Il Manifesto’ya öncelik vermek zorundayız. Kendimizi Il Manifesto’da ortaya çıkan ve var olmaya devam eden diyalektiğe dahil etme olanağına sahibiz ve bunu yapmak zorundayız. Bu, diğer güçleri dışarıda bıraktığımız anlamına gelmiyor...” [14]

Maitan daha sonra, 1970’lerin ortasından itibaren, yüzünü öğrenci hareketinden doğan örgütlere döndü. Bu türden çok sayıda grup içinde, PDUP (Partito di unità proletaria), Avanguardia Operaia ve Lota Continua en etkililer olarak belirdi. Bu örgütler Mao, Ho Şi Minh ve Che Guevara’ya tapıyor, kendiliğindenci ve sahte devrimci görüşlerin bir karışımını temsil ediyorlardı. Bu gruplar, grevleri ve çeşitli biçimlerdeki “doğrudan eylemleri” desteklediler ve o yıllarda yaşanan siyasi ve toplumsal uyuşmazlıklarda son derece aktif bir rol oynadılar. Toplam 10.000 civarında üyeye ve taraftara sahiptiler.

1974’ten sonra toplumsal mücadelelerin geri çekilmesi bu grupların derin bir kriz yaşamalarına neden oldu. Bir azınlık, İtalya’da, bir başka Avrupa ülkesinde olabileceğinden çok daha kapsamlı ve geniş bir biçim alacak ve böylece işçi sınıfının kafasının daha da karışmasına katkıda bulunacak olan silahlı mücadeleye ve terörizme yöneldi. Geriye kalanlar radikal, eylemci mücadele biçimlerini terk ettiler ve siyasi mücadelenin daha geleneksel biçimlerine yöneldiler. Yukarıda isimleri belirtilen üç örgüt, 1976’da Democrazia Proletaria adı altında birlikte parlamento seçimlerine katıldılar.

GCR bu seçim kampanyasını bütünüyle destekledi. Maitan, binlerce insanın katıldığı seçim mitinglerinde Lota Continua’dan Adriano Sofri’nin yanında konuşmalar yaptı. Ancak sonuç hayal kırıklığı oldu. Tarihindeki en iyi seçim sonucunu elde eden PCI’nin az farkla takip ettiği Hristiyan Demokratlar seçimden en güçlü parti olarak çıktı. Democrazia Proletaria yarım milyon oy aldı ve altı sandalye elde etti. Ne var ki yüzde 1,5 oranındaki oy oranı, Democrazia Proletaria’nın beklediğini çok altındaydı. GCR’nin yakın işbirliği içinde olduğu Lota Continua seçimlerden kısa bir süre sonra kendini feshetti.

İşçi sınıfı için varlığını bağımsız olarak sürdürebilen bir perspektifin olmaması nedeniyle, İtalyan egemen sınıfı ve onun en önemli siyasi destekçisi PCI, 1968-1975 arasındaki şiddetli sınıf savaşlarından sağ çıkabildiler ve yeniden bir karşı atak başlattılar. Sol örgütler, 1980’ler boyunca devam edecek olan bir umutsuzluğun içine düştüler. Başlangıçta bir seçim ittifakı olarak tasarlanmış olan Democrazia Proletaria varlığını sürdürmeye devam etti ve radikal örgütlerin artıklarının içinde eridiği bir kazan haline geldi.

Maitan’ın grubu da (ismini Lega Comunista Rivoluzionaria, LCR olarak değiştirmişti) 1989’da Democrazia Proletaria’ya katıldı. İki yıl sonra bu örgüt, PCI’nin feshedilmesiyle ortaya çıkan Rifondazione Comunista’nın saflarına bir bütün olarak katıldı.

Fransız Pablocu Alain Krivine’in Maitan için yazdığı bir anma yazısında doğruladığı gibi, bu tarihten itibaren Maitan ve taraftarları bütün siyasi enerjilerini Rifondazione’nin inşasına adadılar: “1991 yılından bu yana Livio, bu yeni partinin her kongresinde parti yönetimine seçildi. Dördüncü Enternasyonal’in üyelerinin, kuruluşundan bu yana bu partinin inşasına, buna uygun olarak da yönetimine bütünüyle katılma kararı aldıkları doğrudur… Kimi yoldaşlarımız Senato’da, parti örgütlerinde ya da günlük gazete Liberazione’nin yönetiminde sorumluluk üstlendiler.” [15]

Sürecek

Dipnotlar:

[8] Quatrième Internationale, Kas/Ara. 1967

[9] “Résolution du 9. Congrès Mondial sur l’Amerique Latine,” Quatrième Internationale Mayıs 1969

[10] “Criticisms of the Positions of the SWP (USA)” Peng Shuzi, 16 Mart 1981

[11] “Die Vierte Internationale, die Kubanische Revolutiom und Che Guevara,” Inprekorr No: 318

[12] Bandiera Rossa, 15 Nisan 1968, alıntılayan Yurii Colombo

[13] Bandiera Rossa, 1 Nisan 1968, alıntılayan Yurii Colombo

[14] Quarta Internazionale, No: 5-6, 1972

[15] Alain Krivine, “Ciao compagno!,”, Rouge 30 Eylül 2004