Macron, terörist saldırının ardından Müslüman karşıtı “ifade özgürlüğü” ikiyüzlülüğünü teşvik ediyor

Will Morrow
21 Ekim 2020

Paris yakınlarında bir öğretmenin Cuma günü öğleden sonra terör saldırısına uğrayıp öldürülmesinin üzerinden 48 saat geçmeden, tüm Fransız siyaset kurumu, arkası Müslüman karşıtı yasalarla desteklenen bir “ulusal birlik” kampanyasına katılmış durumda.

Ortaokul coğrafya öğretmeni Samuel Paty, Paris’in kuzeybatısındaki Yvelines bölgesindeki Conflans-Sainte-Honorine’deki okulundan çıktığı sırada, saat 17.00 civarında öldürüldü. Polis, saldırganın, 2002 yılında Moskova’da doğan ve ailesi 2011 yılında Fransa’da sığınmacı statüsü kazanan 18 yaşındaki Çeçen Abdoullakh Anzonov olduğunu açıkladı. Anzonov’un o gün toplu taşıma araçlarıyla evinden okula kadar 80 kilometre yol kat ettiği, 30 cm’lik bir bıçak ve havalı tüfekle silahlanmış olarak okul binasının önünde Paty’yi birkaç saat beklemiş olduğu iddia ediliyor.

Anzonov, yarım kilometre takip ettikten sonra Paty’ye saldırıp onu birkaç kez bıçaklamış ve sokakta kafasını kesmişti. Polis geldiğinde, Anzonov’un onlarla çatışmaya girerken “Allahu ekber” diye bağırdığı bildirildi. Saldırgan, olay yerinde vurularak öldürüldü.

Macron, 2017’de Fransa Ordusu Genelkurmay Başkanı General Pierre de Villiers ile birlikte [Kaynak: Etienne Laurent/Pool Photo via AP, File]

Bu korkunç cinayet, Müslüman karşıtı kampanyayı yoğunlaştırmak için Emmanuel Macron yönetimi tarafından derhal istismar edildi. Hükümet, saldırının, 9 Aralık’ta parlamentoya sunulacak ve şimdi daha da sertleştirilebilecek olan, İslami “ayrılıkçılık” üzerine hazırlanmış yasanın gerekliliğini gösterdiğini ilan etti.

Bu yasa, başörtülü kız öğrencilerin bulunduğu İslami okulların yasaklanmasını içeriyor ancak Hristiyan eğitim kurumlarına benzer kısıtlamalar getirilmiyor ve devlete, başbakan tarafından belirlenen “Cumhuriyet değerlerine” uymayan herhangi bir derneği kapatma konusunda geniş yetkiler veriyor.

Anzonov, sosyal medyada paylaşılan ve Paty’nin öğrencilerinden birinin babasının videosu da dahil olmak üzere, öğretmeni İslam’a saldırmakla ve Müslüman öğrencilerine karşı ayrımcılık yapmakla suçlayan videolardan etkilenerek harekete geçmiş gibi görünüyor.

5 Ekim’de Paty, sınıfına, ertesi günü ifade özgürlüğü üzerine yapılacak sınıf tartışmasının bir parçası olarak Charlie Hebdo tarafından hazırlanmış bir görüntüyü göstereceğini duyurmuştu. Muhammed’in çıplak bir portresi olan bu görüntü, derginin uzmanlaştığı Müslüman karşıtı provokasyonların tipik bir örneğidir. Paty, öğrencilere görüntüyü rahatsız edici bulabileceklerini ve görmek istemezlerse arkalarını dönebileceklerini veya sınıftan çıkabileceklerini bildirmiş.

Cuma akşamı konuşan Emmanuel Macron, hükümetini, İslam tehlikesi tarafından tehdit edilen “Cumhuriyet” değerlerinin ve ifade özgürlüğünün ahlaki savunucusu olarak sunmaya çalışarak şunları söyledi: “Bu gece bir öğretmen bir terörist tarafından öldürüldü ve bu tesadüf değil, çünkü o [terörist] Cumhuriyet’in değerlerini, Aydınlanmasını, çocuklarımızı—nereden gelirlerse gelsinler, dinleri ne olursa olsun inandıkları ya da inanmadıklarıyla—özgür yurttaşlar yapma olasılığını öldürmek istiyordu. Bu bizim savaşımız ve bu varoluşsal bir savaş.”

“Geçemeyecekler. Gericilik ve ona eşlik eden şiddet kazanamayacak,” diyen Macron, “şimdi tüm yurttaşları bir blok oluşturmaya, ayrım yapmadan birleşmeye” çağırdı.

Macron’un kendisini demokratik geleneklerin ve ifade özgürlüğünün bir savunucusu olarak sunmaya çalışmasındaki ikiyüzlülüğü tanımlamak zordur. Macron hükümeti, uluslararası insan hakları örgütleri tarafından polis şiddeti nedeniyle ve “sarı yelekli” protestoculara karşı göz yaşartıcı gaz kullanan ve plastik mermi sıkan çevik kuvvet polislerinin video görüntülerinden dolayı kınanmasıyla tanınmaktadır. Hükümet, Sahel’den Ortadoğu’ya kadar emperyalist savaşlara katılmakta ve Avrupa’ya botlarla ulaşmaya çalışan binlerce sığınmacının Akdeniz’de boğulmasına kasten izin vermektedir.

“İfade özgürlüğü” konusuna gelince, Macron yönetimi, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki yoksul halka karşı yürüttüğü ve on binlerce sivili öldürdüğü savaşı desteklemek için yapılan yasa dışı silah satışlarını ortaya çıkaran Disclose gazetecilerini kovuşturdu. “Ayrılıkçılık” yasası, Fransa’da sürekli bir yabancı düşmanı ve Müslüman karşıtı atmosfer yaratan, Sosyalist Parti ve Cumhuriyetçi hükümetler tarafından sürdürülen zulüm kampanyasındaki yalnızca en son adımdır. Buna 2004’teki İslami başörtüsü yasağı ve 2010’da getirilen, halka açık yerlerde burka giyme yasağı da dahildir.

Macron’un yorumları, hemen, aşırı sağcı Ulusal Birleşme ve Marine Le Pen tarafından göçmenlere ve Müslümanlara karşı daha sert önlemler talep etmek için kullanıldı. Macron’un “geçemeyecekler” sözlerine yanıt veren Le Pen, “onlar zaten buradalar” şeklinde tweet attı.

Jean-Luc Mélenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa’sından (La France Insoumise, LFI) Sosyalist Parti’ye (PS) ve Cumhuriyetçilere (LR) kadar uzanan tüm siyaset kurumu, Macron’un ikiyüzlü “ulusal birlik” çağrısının arkasına dizildi.

Pazar günü, Başbakan Jean Castex, diğer hükümet bakanlarıyla birlikte Paris’te birkaç bin kişinin katıldığı bir mitingde hazır bulundu. LFI, PS ve LR dahil olmak üzere tüm büyük partilerin temsilcileri mitinge katıldı. Ülkenin dört bir yanındaki büyük şehirlerde, Samuel Paty’ye desteklerini göstermek için birkaç yüz ila birkaç bin kişinin toplandığı mitingler düzenlendi.

Egemen seçkinler, Macron’un gerici programına destek oluşturmak ve Müslüman karşıtı bir histeri havası yaratmak için terör saldırısına yönelik halk öfkesini kullanmaya çalışıyorlar.

Fransa’nın eski Sosyalist Partili başbakanı Bernard Cazeneuve, Le Parisien’e verdiği bir röportajda, saldırıyla ilgili “belediye seçimlerinde oy kazanmak için kendilerinden ödün veren belirli siyasi oluşumları” ve “cumhuriyete karşı içlerinde hem bir tür nefret hem de meydan okuma olan bazı toplulukçu örgütlere sevgiyle bakan İslami-solculuğu” suçladı.

Francois Hollande’ın PS hükümetinde içişleri bakanı olan Manuel Valls, mitingi düzenleyenler “çoğunlukla İslami-solculuğa meyleden solun parçası” olduğu için Paris protestosuna katılmayacağını açıklayan aşırı sağcı yorumcu Céline Pia’nın tweetini paylaştı. Valls, “Pia’nın görüşlerinin çoğunu paylaştığını” ancak yine de mitinge katılacağını söyledi ve yasal bir örgüt olan Fransa’da İslamofobiye Karşı Kolektif’in kapatılması çağrısında bulundu.

Jean-Luc Mélenchon, Cumartesi günü BFMTV’ye verdiği bir röportajda, her ikisine de Çeçenlerin karıştığı gerekçesiyle, Cuma günkü terör saldırısını geçtiğimiz aylarda Dijon’da meydana gelen çete bağlantılı bir dizi olayla bağlantılandırdı. Macron’un ulusal bir “blok” çağrısını destekleyip desteklemeyeceği sorulan Mélenchon, “Elbette… Cumhurbaşkanı ulusal birlik çağrısında bulunuyorsa, yararlı bir çağrı yapıyor, çünkü teröristlerin amacı bizi bölmek.”

Mélenchon, Macron yönetiminin Müslüman karşıtı yasasını desteklemeye karar verdiğini de sözlerine ekledi: “Gelecek bir sonraki yasada, artık laikliğin pekiştirilmesi yasası olarak adlandırıldığından, bu insanların gruplaşma olanağını bastırmak için etkili önlemler almamız gerekecek.”

Paty cinayetinin nasıl gerçekleşebildiğine dair cevaplanmamış birçok soru var. Paty, cinayetten önce bir haftadan uzun bir süredir aktif bir sosyal medya kampanyasının hedefi olmuştu. Aynı öğrencinin babası, pornografik görüntüler paylaştığı gerekçesiyle Paty’den şikâyetçi olmuş ve Paty, buna, hakarete uğradığı gerekçesiyle kendi suçlamalarını yaparak karşılık vermişti.

Fransız istihbaratı tarafından yakından izlenen bir İslamcı olan Abdelhakim Sefrioui, halka açık olarak Paty’nin istifasını istemiş ve onu birkaç videoda topa tutmuştu. Yine de Paty’nin veya okulun korunması için herhangi bir önlem alınmadığı görülüyor. Fransa’da art arda gelen terörist saldırılarda, saldırganların yaptıkları saldırıdan önce Fransız istihbaratı tarafından bilindiği veya izlendiği ortaya çıkmıştı.