COVID-19 pandemisi ve sınıf mücadelesindeki küresel canlanma

7 Aralık 2020

2020’nin son ayı başlarken, egemen sınıfın COVID-19 pandemisine verdiği çıkarcı yanıta, kapitalist sömürüyü yoğunlaştırma çabasına ve demokratik hakların içini boşaltmasına karşı dünya çapında bir işçi sınıfı direnişi patlak veriyor.

1 Aralık 2020 Salı günü, Hindistan’ın Delhi-Haryana eyalet sınırındaki bir protesto sırasında yaşlı bir çiftçi slogan atarken, diğerleri otoyolun önünü kapatarak bir konuşmacıyı dinliyor. (AP Photo/Altaf Qadri)

Sadece son 11 gün içinde, on milyonlarca insan grevlere ya da kitlesel protestolara katıldı:

***

2018 ve 2019 yıllarında, korporatist sendikalar, sosyal demokratlar, düzenin diğer “sol” partileri ve onların sahte sol suç ortakları tarafından bastırıldığı on yılların ardından sınıf mücadelesinin küresel bir canlanışına tanık olunmuştu. Fransa’dan İspanya’ya, Cezayir’den İran, Sudan ve Güney Afrika’ya, Meksika’dan Şili ve Kolombiya’ya kadar, kitlesel grev ve protesto hareketleri patlak verdi. Bunlar, genellikle, sendikalara ve “sol” partilere karşı açık bir başkaldırı biçiminde gerçekleşti. ABD’de, tabandaki emekçilerle sendika aygıtlarını karşı karşıya getiren bir öğretmen grevleri dalgası yaşandı ve 2019 sonbaharında, onlarca yıldır ilk kez ulusal bir otomotiv işçileri grevi yapıldı.

Geçtiğimiz ilkbaharda hükümetlerin COVID-19’a karşı kapanma önlemlerine gitmesine neden olan en önemli etmen, egemen sınıfın, Kuzey Amerika otomotiv sanayisinde olduğu gibi, virüsün yayılmasını durdurmak üzere adım atılması talebiyle patlayan fiili grevlerin yaygın toplumsal huzursuzluğu tetikleyebilecek olmasından duyduğu korkuydu.

Amerikan İç Savaşı’nda ölenleri Anma Günü’nde polisin George Floyd’u katletmesi, ABD çapında kitlesel protestoları kışkırttı. Tüm etnik kimliklerden emekçileri birleştiren bu protestolar, dünya geneline dalga dalga yayıldı.

Şimdi, egemen sınıfların pandemiye verdikleri canice ihmalkâr yanıtın dünyanın dört bir yanındaki ülkelerde kitlesel ölümlere yol açmaya başlamasından 10 ay sonra, toplumsal mücadeleler yeniden patlak veriyor.

Pandemi, dünya kapitalizminin küresel krizini büyük ölçüde hızlandırdı. Mart ayından beri merkez bankalarının ve diğer kapitalist devlet organlarının piyasalara sınırsız nakit sağlaması nedeniyle, egemen seçkinlerin serveti eşi görülmemiş doruklara çıktı. Bu arada, işçilerin gelirleri, iş kayıpları, eksik çalışma ve yardım programlarının olmaması nedeniyle düştü. Hükümetlerin ilk COVID-19 kapanma önlemleriyle birlikte yürürlüğe soktuğu yardım programları, dünyanın büyük bir kısmında artık mevcut değil. Sonuçta ortaya çıkan toplumsal sefalet önceden tasarlanmıştır. Bu, işçileri güvenli olmayan koşullarda işe geri dönmeye zorlayan bir sopa işlevi görmektedir.

Pandemi aynı zamanda egemen seçkinlerin ve onların hükümetlerinin siyasi ve ahlaki otoritesinin altını ölümcül biçimde oymuş durumda. Bu, özellikle, kapitalist sınıfı en zengin ve en üçlü kapitalist sınıf olan Amerika Birleşik Devletleri için geçerlidir. Ancak Avrupa burjuvazisi de, bir o kadar yüzsüz bir şekilde, insan hayatı karşısında kârlara öncelik vermiştir. Avrupa hükümetleri, siyasi renkleri ne olursa olsun; ister Britanya’daki Boris Johnson hükümeti gibi apaçık sağcı olsun, isterse de İspanya’daki gibi sosyal demokratlardan ve “sol popülistler”den (Podemos) oluşan bir hükümet olsun, öldürücü işe dönüş ve okula dönüş politikaları sürdürdüler.

Egemen sınıfın her zamankinden daha açık olarak otoriter yönetim biçimlerine yönelmesine ve aşırı sağa yeniden itibar kazandırmaya çalışmasına neden olan, işçi sınıfının henüz başlangıç aşamasında olan siyasi radikalleşmesinden duyduğu korkudur. Son 11 gündeki mücadelelerinin çoğunda harekete geçirici önemli bir faktör, işçilerin mücadelelerini suç haline getirmek ve devletin baskı aygıtını genişletmek üzere yeni önlemlerin dayatılmış olmasıydı.

Demokrasinin çöküşü, Trump’ın başkanlık seçimlerinin sonucunu geçersiz kılmak ve faşist bir hareket inşa etmek istediği ABD’deki gelişmeler eliyle özetlenmektedir. Fakat bu evrensel bir süreçtir. İspanya’da, son dönemde emekli olan subayların, Kral’ı, darbe düzenleyerek seçilmiş hükümeti yasa dışı bir şekilde görevden almaya teşvik ettikleri ortaya çıktı. Söz konusu seçilmiş hükümet, kemer sıkma ve sürü bağışıklığı politikası uygulayan, sahte sol renklere bürünmüş sağcı bir rejimdir.

Kritik sorun, işçi sınıfının giderek büyüyen küresel kabarışını, sosyalist ve enternasyonalist bir programla aşılamaktır.

Dünyanın dört bir yanındaki işçiler, yukarıda sıralanan mücadelelerin örneklediği üzere, ortak koşullar ve ortak sorunlarla yüz yüzeler. İşçilerin karşısında, ücretleri ve çalışma koşullarını sistematik olarak geriletmek için küresel emek piyasasını kullanan küresel bir mali oligarşi ve onun ulusötesi şirketleri bulunuyor. Onlar, pandeminin ortasında kârlarını arttırma dürtüsüyle beraber, dünya kapitalizminin krizinin bedelini emekçilere ödetmeye kararlılar.

İşçiler galip gelmek istiyorlarsa, dünya üretim süreci içindeki nesnel birliklerini bilinçli bir stratejiye dönüştürmeli ve mücadelelerini işlere, ücretlere ve kamu hizmetlerine yapılan amansız saldırılara karşı işçi iktidarı için küresel bir karşı saldırı biçiminde koordine etmeliler.

Dördündü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Haziran ayında yaptığı “COVID-19 pandemisine karşı uluslararası işçi sınıfı eylemi için!” başlıklı açıklamada belirttiği gibi, bu, bugün pandemiye verilen yanıtın kontrolünün kapitalist sınıfın elinden alınması mücadelesiyle başlamaktadır.

“Zenginlerin biriktirdiği devasa meblağlara el konulmalı ve bunlar, pandemiyi durdurmak için acil durum önlemlerini finanse etmeye ve alınan önlemlerden etkilenenlere tam gelir sağlamaya yönlendirilmelidir. Dev bankalar ve şirketler, işçi sınıfının demokratik denetimi altına alınarak akılcı ve bilimsel bir planlama temelinde yönetilmelidir. Savaşa ve yıkıma heba edilen devasa kaynaklar, sağlık, eğitim ve diğer sosyal gereksinimleri karşılamaya yönlendirilmelidir.”

İşçiler, hem bu olağanüstü sağlık durumu sırasında hem de sonrasında kendi bağımsız çıkarlarını ileri sürmek için, kapitalizm yanlısı sendikalardan tümüyle bağımsız ve onlara karşıt yeni mücadele örgütleri inşa etmeliler. Sendikalar, onlarca yıldır şirket yönetimleriyle ve devletlerle işbirliği içinde çalışıyorlar ve bugün de işçileri güvenli olmayan fabrikalara, okullara ve diğer işyerlerine sürüyorlar.

ABD’deki otomotiv işçilerinin ve öğretmenlerin, Britanya ve Almanya’daki ulaşım işçilerinin ve öğretmenlerin, Avustralya’daki öğretmenlerin iş güvenliği taban komiteleri kurması, bu bakımdan ileriye doğru atılan önemli bir adımı temsil etmektedir.

Fakat işçi sınıfının muazzam toplumsal gücü ve devrimci potansiyeli açığa çıkarılacaksa, onun her şeyden önce, programı ve stratejisi işçi sınıfının ve Marksist öncüsünün devrimci mücadelelerinin derslerine dayanan uluslararası bir devrimci partiyle donatılmalıdır. Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin ve onun ulusal şubeleri olan Sosyalist Eşitlik Partilerinin uğruna mücadele ettiği program budur. Bununla hemfikir olan ve bu ölüm kalım mücadelesine katılmak isteyen herkes, bugün bizimle iletişime geçmeye, sosyalist devrimin dünya partisine katılıp onu inşa etmeye karar vermelidir.

5 Aralık 2020

Keith Jones